11/11/2009 · Kategori: Saglik
Dünyada küresel ilaç firmaları, oluşturulan panik ortamını ekonomik kazanca dönüştürüyor...

Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Dünyada hersene 200 milyon kişinin gripten ölmesine karşın domuz gribi ekonomisi ilaç sanayisinin yüzünü güldürüyor.
Ekonomist Fevzi Öztürk dünyada panik halinde hızla yayılan domuz gribinin, diğer salgın hastalıklarda olduğu gibi devasa bir "panik ekonomisini" de beraberinde getirdiğini yazdı.
Dünya Bülteni'ni analistlerinden Öztürk uluslararası örgütlerin verilerine göre dünyada her yıl 200 milyona yakın kişinin gripten ölmesine karşın pazar uzmanları tarafından domuz gribi ayrıcalıklı hale getirildiğini belirtti. DOMUZ GRİBİNİN MALİYETİ DAHA ÇOK İNSANI ÖLDÜRECEK
Dünya Bankası'nın hazırladığı senaryoya göre domuz gribinin maliyeti ülkelere maliyeti 4.4 trilyon dolar olarak belirtildi. Öztürk, domuz gribine harcanacak rakamları yorumladığında küresel ekonomide üretimin yüzde 12,6 gerilemesi ve 142 milyon insanın ölmesi anlamına geleceğini belirtti.
Çin'de ortaya çıkan SARS gribinin ülkeye 40 milyar dolar zarar verdiğini hatırlatan uzmanlar düşük maliyetlerle durumun kurtarılacağını belirterek, medyanın panik arttırıcı haberlerden kaçınması gerektiği uyarısında bulundu.
TIP UZMANLARI DOMUZ GRİBİNİ DİĞER GRİPLERDEN AYIRMIYOR
Tıp uzmanları bu hastalığın diğer grip türlerinden farkının olmadığını bildirmesine rağmen panik ortamı uzman seslerine karşı insanları sağır yapıyor. Amerikan Federal Sağlık Kurumu'nun raporlarına göre ülkede 5,7 milyon kişi hastalığa yakalanmasına rağmen tamamı kurtulmuş bulunuyor.
FRANSIZ ŞİRKET KÂRINI İKİ KATINA ÇIKARTMAYI HEDEFLİYOR
Domuz gribi piyasasından en fazla nemalanan Fransız ilaç devi Sanofi-Aventis, 5 yılda kâr oranını ikiye çıkartmayı planlarken sadece ABD'den yılın son üç ayında 500 milyon dolar ciro yapmayı hedefliyor
TÜRKİYE'DE DOMUZ GRİBİ PANİĞİ KOZMETİKÇİLERİN İŞİNE YARADI
Son aylarda Türkiye'de domuz gribinin hızla yayılması jel, çamaşır suyu, doğal bitkiler, maske ve mendil gibi hijyenik ürünlerden oluşan dev bir "grip pazarı" oluşmasına yol açtı. Maske ve dezenfektan satışları üçe katlandı. Bu ürünlerden birçoğunun reklamında ise ana tema "gripten korunmanın yolu" olarak öne çıkıyor. Vakaların artması ile medyada sıkça işlenen hastalık nedeniyle "panik tüketim" sayesinde üretim ve satış rakamları her geçen gün büyüme kaydediyor.
Üretimin yüzde 80'nin merdiven altı yapıldığı tahmin edilen anti bakteriyel jel pazarının 1 milyon liralık büyüklüğe ulaşması pazara yeni üreticilerin girmesine neden oluyor. Islak mendil üreticisi firma sayısının Almanya'da sadece 5 iken, Türkiye'de 88 olması dikkat edilmesi gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor…
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : Domuz gribi ekonomik sektör oldu
5/11/2009 · Kategori: Haber
Microsoft, internet üzerinden oyun oynayanları, "Taterf" adlı virüse karşı uyanık olmaları yönünde uyardı.
Microsoft, internet üzerinden oyun oynayanları, "Taterf" adlı virüse karşı uyanık olmaları yönünde uyardı.
Microsoft Security Intelligence, Taterf'in son 6 ay içinde 4,9 milyon bilgisayara sızdığını, bu sayının bir önceki 6 aya göre yüzde 156 oranında arttığını açıkladı.
Açıklamada, İngiltere'de 2009 yılının ilk 6 ayında, ortalama her saatte 7 bilgisayarın bu virüsten etkilendiği, Taterf'in genellikle internet üzerinden oyun oynayanları hedef aldığı belirtildi.
Taterf'in sızdığı oyunlar arasında, World Of Warcraft, Rainbow Island, Lineage, Gamania ve Cabal Online'ın bulunduğu, özel bilgilere izinsiz erişime olanak tanıyan virüsün USB sürücüleri sayesinde çabuk yayılabileceği kaydedildi.
Kaynak: Ajanslar
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : Microsoft'tan virüs uyarısı
5/11/2009 · Kategori: Haber
Antivirüs yazılımının önde gelen firmaları, en tehlikeli ve en yaygın virüs hakkında önemli bilgiler verdiler.
Dünya Bülteni/ Haber Merkezi
Dünyanın en çok kullanılan antivirüs programlarından NOD32'yi geliştiren yazılım kuruluşu ESET, bilgisayarlara yönelik Ekim ayı Dünya Tehdit Raporu'nu açıkladı.
ESET'in gelişmiş malware (zararlı yazılım) raporlama ve takip sistemi olan ThreatSense.Net® analizlerine göre ekim ayında tüm dünyada en yüksek karşılaşılan tehdit yüzde 8.85 ile "Win32/Conficker" adlı solucan (worm) türü oldu. Conficker, önce Windows Otomatik Güncelleştirmeler ya da Windows Güvenlik Merkezi gibi sistem hizmetlerini devre dışı bırakıyor. Ardından ek bir yazılım indirip kişisel bilgilere kötü amaçlı kişiler tarafından ulaşılmasını sağlıyor. Solucan Windows'da, svchost.exe, Explorer.exe ve Services.exe gibi isimlerle görünüyor.
ESET; son Dünya Tehdit Raporu'nda, bilgisayarların ekim ayında en çok karşılaştığı tehditleri sıraladı. Rapora göre ilk sırayı yüzde 8.85 ile, Windows işletim sistemlerindeki bir açığı kullanarak ağ üzerinde yayılan bir solucan türü olan "Conficker" ve türevleri bulunuyor. Conficker solucanının en büyük kurbanı yüzde 28,08'lik görülme oranıyla Ukraynalılar oldu. Ukrayna'yı yüzde 18,69 ile Rusya, yüzde 15,21 ile Güney Afrika ve yüzde 15,2 ile Bulgaristan izledi. Türkiye'de görülme oranı ise yüzde 5,98 düzeyinde. Bilgisayarlara yönelik tüm dünyada karşılaşılan en yüksek ikinci tehdit ise yüzde 7.73 oranı ile USB Flash Disk gibi çıkarılabilir aletlerden geliyor. Kendilerini bu tür ürünlere kopyalayan zararlı yazılımlar, bilgisayarın otomatik olarak devreye girmesi nedeniyle bir anda sisteme yayılabiliyor. Tehdit raporunun üçünsü sırasında ise yüzde 7.29 ile masif, çok eşli, çevrim içi oyunlar yoluyla yayılan "Win32/PSW" virüsü yer alıyor.
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : İşte en tehlikeli bilgisayar virüsü
Türkiye, yakın tarihinin en önemli günlerinden geçiyor.
Bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti, yirmi birinci yüzyılın koşullarına uygun olarak yeniden biçimleniyor.
Yıllardır arka arkaya işlediği suçlarla “kendini yıpratan” ordu, son olayda darbe planı hazırlarken suçüstü yakalanarak “kışlasına” doğru itiliyor.
Askerin siyaset dışına çıkmakta olduğu bu dönemde, siyasi iktidarın ve başbakanın üstlerine düşeni yapıp yapmayacakları, “darbecilerden” hesap sorup sormayacakları, kısa vadedeki gelişmeleri de belirleyecek.
Başbakan, bir başbakan gibi durabilir, bir başbakan gibi davranabilirse, “darbecilerden” hesap sorulacak ve ordu kendi suçlularından kurtulacak, bir daha da suç işleyemeyecek.
Başbakan, “gizlice uzlaşmayı” tercih ederse, değişim biraz daha zaman alacak.
Erdoğan’ın ne yapacağını yakında göreceğiz.
Hep birlikte gözlerimizi orduya ve ordudaki darbecilere çevirdiğimiz sırada, ülkenin geleceğini çok olumlu biçimde etkileyecek Kürt açılımı da bir türbülansa girdi.
Kandil’den gelen PKK’lıların ülkeye girişi sırasında yaşananlar özelikle Türkler arasında ciddi sarsıntılar yarattı, Neşe Düzel’in deyimiyle “barışa en yakın olduğumuz nokta, iki halkın birbirinden en uzak olduğu nokta” oldu.
Türklerle Kürtlerin iki kedi gibi karşılıklı tüylerini kabartmalarının nedeni sanırım iki tarafta da yaşanan “biz yenildik mi” korkusu.
Düzel’le konuşan Seydi Fırat, Kürt tarafındaki korkuyu çok iyi anlatmıştı, “dağdan inmek o kadar kolay değil, insanda teslim mi oluyoruz duygusu yaratır” diyordu.
Aynı duygu Türklerde de var.
Türklerle Kürtlerin durumu Çehov’un bir hikâyesine benziyor aslında.
Bir gece, bir kasabadan başka bir kasabaya gitmek zorunda kalan adam kendine bir araba tutmuş, yola koyulmuşlar, dağların ormanların arasından zifiri karanlıkta gitmeye başlamışlar.
Yolcu, “ya bu arabacı beni yolda soyarsa” diye düşünüp bir korkuya kapılmış, başlamış arabacıya kendi kahramanlıklarını anlatmaya, belinde çift tabanca taşıdığından, attığını vurduğundan, öfkelenince gözünün hiçbir şey görmediğinden söz etmiş.
Karanlık ormanın birinde arabacı, arabayı aniden durdurup, oturduğu yerden atlayarak kaçmaya başlamış.
Yolcu da peşine düşüp sonunda onu yakalamış.
“Niye kaçıyorsun” demiş, arabacı da “senden korktum, sen beni öldürürsün” demiş.
Karanlıkta giderken ikisinin de birbirinden korktuğu anlaşılmış.
Türklerle Kürtler, karanlık yoldaki arabacıyla yolcu gibi.
İkisinde de aynı korku var.
İkisi de “kendisinin yenik kabul edilmesinden” korkuyor.
Kürtler, sınırdan gerilla elbiseleriyle girerek, flamalı, posterli gösteriler yaparak “teslim olmadıklarını” önce kendilerine anlatmaya çalışıyorlar, Türkler de birbiri ardına sert demeçlerle “savaşı kaybetmediklerine” kendilerini ikna etmek için uğraşıyorlar.
Bunun için o kadar çok uğraştılar ki sonunda birbirlerini korkuttular.
“Yenildik mi” korkusu iki tarafı birden durdurdu.
Geçenlerde bizim Demiray’ın yazdığı gibi “savaşı kaybeden yoktu herkes barışı kazanıyordu” ama “barışı kazanmak” her zaman yeterli olmuyor.
Tam bu noktada Apo dün İmralı’dan gönderdiği bir mesajla “bundan sonra dönüş olmayacağını” söyledi.
Açıklaması çok kesin değil ama açıklamanın içinde “dönüşün durduğu” lafı var.
Bu “barış” açılımının en keskin noktası Apo’nun “barış grupları ülkeye dönsün” talimatıyla bir grubun Türkiye’ye dönmesi oldu.
Dönenler, evlerine gönderildi.
Sonra gösteriler oldu, ortalık karıştı ama hükümet kanadı “dönüşün ve açılımın devam edeceğini” söyledi.
Şimdi Apo, açılımı istediği anda başlatıp, istediği anda “kapatabileceğini” göstermek istiyor sanki.
Hatayı da burada yapıyor bence, Türk kamuoyu “Apo’nun barış açılımındaki rolünü” son olayda “zımnen” de olsa kabul etti ama bundan sonraki sürecin sadece “Apo’nun denetiminde” ve onun talimatlarıyla süreceğini kabul etmesi mümkün gözükmüyor.
Apo’nun şimdilik bu süreci tek başına “kapatma” gücü var, o açık, ama “tek başına” bir daha açma gücü yok.
Kendini “tek karar mercii” gibi göstermeye kalkarsa Türk kamuoyu bunu içine sindiremez ve barışa direnir.
Bunca yıldır “inkâr politikalarından” yakınan Kürtlerin, “Türklerin varlığını ve duygularını inkar eder” bir davranışa girmeleri olumlu bir sonuç vermez.
Bence barış ve çocukların hayatı her türlü siyasi hesaptan daha önemlidir.
“Kapatmak” kolay, “açmak” zordur barış kapısını.
Hayat, hepimize, Türklere de Kürtlere de “barışı” emrediyor ve hayat kendi emirlerini mutlaka uygulatır.
Başarmak, hayatın gerçekleriyle çatışmakla değil ancak hayatın gerçeklerine uyum göstermekle mümkündür.
Bu gerçeği öğrenmek için yeni acılar çekmeye de hiç gerek yoktur bence.
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : Türkler, Kürtler, Çehov ve Apo
31/10/2009 · Kategori: Haber

CEM DAVRAN'DAN HÜLYA'YI ŞOKE EDEN SÖZ
Avşar, Davran’ın sözlerine bu tepkiyi verdi.Hülya Avşar’ın programına konuk olan Cem Davran oyunculuğun iyi aile kızlarının işi olmadığını iddia etti...Hülya Avşar’ın Habertürk’teki “Hülya Avşar Soruyor” programına önceki akşam konuk olan Davran, “Babam bana sinema sektöründen biriyle evlenmememi rica etti.
Bizim sektörden biriyle asla evlenmedim. Şimdi yıllar geçtikçe de babamın ne kadar doğru söylediğini anlıyorum” dedi.Avşar’ın şaşırarak ne demek istediğini sorduğu Davran, “Oyuncu arkadaşlarım, başta sen kusura bakmayın, aile kızının yapacağı iş değil bu” diye konuştu.
Avşar ise Davran’ın bu sözleri üzerine elini ağzına götürdü ve “Bu iş aile kızının işi değil, lafı çok fena oturtturdu, kaba tabiriyle koydu. Bunu kabul etmiyorum... Bu bir profesyonelliktir ama eğer ki, erkek karşısındakini bu şekilde kabul etmiyorsa o onun bileceği iştir” diyerek tepki gösterdi.
Bugüne dek oynadığı hemen hemen her filminde sevişme ve öpüşme sahnelerinde oynadığını belirten Davran, bu tarz sahneleri çekerken etkilendiğini de belirterek, “Tabii ki etkilendim. Şapır şupur öpüşüyorsun” dedi.
GİZEM COŞKUNARDA
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : CEM DAVRAN'DAN HÜLYA'YI ŞOKE EDEN SÖZ
« Önceki ::