"La"

“Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum”

Sanal Seks…(!)

31/8/2008

Teknolojinin gelişmesi ve birçok açıdan hayatımız için bulunmaz bir nimet olduğu bu dönemde, ne kadar acı ki, saçma sapan olaylar da yaşamamıza girmeye başladı…!

…”çağın hastalığı” demeyi çok isterdim ama kusura bakmayın söylemeyeceğim. Çünkü bence “çağın sapıklığı”…

…evet cidden bir sapık eğilim…

…tamamen fantezilerden oluşan… tamamen gerçekle bağlantısı olmayan… tamamen içi boş… tamamen tetikleyici… tamamen kandırıcı… tamamen kendini sıfırlayıcı… tamamen kendini, karşısındaki kişiyi tatmin edecek bir “obje” haline getirici son derece çirkin bir durum.

Gerekçeleri herkese göre farklı:

… utangaçlıktan… sıkıntıdan… son dönemde yaşanan ruhsal sorunlardan… eşiyle işlerin yolunda gitmemesinden… aradığı gerçek mutluluğu bulamadığı için ne yaptığını bilememekten… başkalarına sorarsa ayıp olur diye düşünüp, merak ettiği soruların cevabını bulmak için yapılmış masum hata olmasından… önce merak edip başlayıp, sonra kendine hakim olamayarak devam ettiklerinden… kendi tipini beğenmeyip aşağılık kompleksi yaşadığı için, sanal ortamda birliktelik yaşarsa, kendisini daha iyi hissedeceğinden…vs…vs…vs…

HİÇ KUSURA BAKMAYIN…!

RUHUNUZDA GELİŞMİŞ SAPIK EĞİLİMİ, BU VE BENZERİ BAHANELERLE MASKELEYEMEZSİNİZ…!

Sevgili okurlar… psikolojik süreçler açısından bakıldığında normal sınırlar dışına taşmış cinsel eğilimler, sapıklık olarak adlandırılır. Burada normalin ve normal olmayanın ne olduğu tartışacak değilim.

…ama psikoloji açısından kolaylaştırıcı formül şu:

Yaptığınız/seçtiğiniz yöntem (konu ne olursa olsun) işinize yarıyorsa ve uzun vadede size ve içinde bulunduğunuz topluma zarar vermiyorsa, sizin için ortalama doğruyu temsil eder. Fakat yaptıklarınız/seçtikleriniz, başta size, sonra çevrenize ve çevrenizle kurduğunuz ilişkiye zarar veriyorsa, iyi seçilmiş bir tavır değildir.

Sanal seks, ilk etapta kişiyi (güya)doruklara çıkardığı ve karşılıklı kimseden kimseye zarar vermediği(!) için tercih ediliyor. Kadınlar ve erkekler, birbirlerini hiç tanımadan sanal ortamda rastgele buluyorlar ve bir süre sohbetten sonra başlıyorlar…

Eğitimli… eğitimsiz… evli… bekar… yaşlı… genç… fark etmiyor. Bir çoğu farklı bir kimliğe bürünüp kendi gerçek kişiliğini sakladığı için, ekran başında rahat rahat bir şeyler yaşıyorlar.

…saçmalık dediğim şey tam da burada başlıyor aslında… çünkü başlangıçta çok fazlasıyla işlerine gelen bu durum, zaman içinde psikolojilerinin bozulmasına neden oluyor. Yapılan davranış, kendi içinde düzenli ve dengeli bir formda olmadığı için, ilerleyen zamanla birlikte en hafifinden “suçluluk psikolojisi”ne neden oluyor.

Neden dersiniz…? Neden suçluluk psikolojisi…?

Çünkü ne kadar sanal olursa olsun, herkes bal gibi biliyor ki yaptığı şey yasak ilişki, zina veya adına ne derseniz deyin, illegal bir ilişkiden ötesi değil. Günlük yaşamında “namus timsali” edalarıyla dolaşan bu kişiler, kendi sanal alemlerinde ağızlarına bile almak istemedikleri kelimeleri kendilerine yakıştırdıklarının farkında. Bu nedenle bilinçaltı vicdan devreye giriyor ve “Sen ne yaptığının farkında mısın?” diyor. Üstelik muhatabının kim olduğunu bile bilmeden… Belki farkında olmadan en yakın arkadaşınızın eşiyle yapıyorsunuz bunu… belki kendi kızkardeşinizle…

Baba-kız sanal alemde seks yapıp, bir otelde buluşmak için randevulaştıklarında, birbirlerini görünce ne yapacaklarını şaşırıp depresyona girenlerin sayısında artışlar var sevgili okurlar…!

Oysa sağlıklı cinsel yaşamda, kişilerin muhataplarını görmesi ve onunla karşılıklı olması gerekir. Sanal ilişkiler, adı üzerine sanal olduğu için, doyum noktalarını da abartı yaşamanızı sağlıyor. Ve gerçek ilişkide, sanal alemde yaşanan tatmin yaşanmıyor. Böylece kişi, kendi elleriyle, kendi cinsel yaşamını tehlikeye atıyor. Uzun vadede kadında ve erkekte bir çok cinsel içerikli fonksiyonel sorunların yaşanmasına vesile oluyor.

Günlük yaşamı tehdit ediyor. Sanal alemde sanal ilişki yaşayan bekar gençler, evliliklerinde aradıkları potansiyeli yakalayamıyor. Evli olanlar, kendi eşlerini aldatmış olmanın verdiği huzursuzluğu, evlilik süreçlerine yansıtmaya başlıyorlar. Veya ekran karşısında tatmin olduktan sonra, eşiyle birlikte olmak istemiyor veya eşinin kendisi için yeterince çekici olmadığını düşünmeye başlıyor. Böylece evlilik yıkılma yönünde ilerliyor.

Tüm bunları atalım bir kenara… yukarıda anlattım… sanal ilişkinin ilerdeki cinsel yaşamınız için olumsuz etkileri var…

Diyelim ki YOK… diyelim ki sanal ilişkilerin hiçbir olumsuz etkisi yok…!

…yapalım mı…?

Kavram kargaşası yaşanan ülkemizde, tüm kavramların içi boşaltıldı maalesef sevgili okurlar…

Edep… haya… ar… namus… gibi kavramlar sadece bacak arasına hapsedildiği için böyle sapık eğilimli durumlar yaşıyoruz bence. Diyelim ki kızımız birebir bir erkekle cinsel içerikli şeyler yapmıyor… ama sanal alemde yapmadığı şey kalmıyor… biz şimdi içi boşalmış bir namus duygusuyla hareket edersek “Amannn… olsun… hiç olmazsa bekareti zarar görmüyor… ne varmış bunda… genç yapıversin…” diyerek yerimizde oturmaya devam etmeliyiz.

…ama namus denilen şeyin aslında insanın beyninde ve prensiplerinde olduğunu düşünürsek, kızımızın yaptığı işlerin son derece olumsuz olduğunu biliriz… ve yine biliriz ki ruhu bozulmuş… prensipleri oluşmamış… ar duygusu gelişmemiş… evet bekaret zarı yırtılmamış ama ar damarı kopmuş…!

Şimdi…!... son günlerde bol bol mail gönderen ve bu işi yaptığı için pişman olduğunu söyleyen; ama bir türlü de vazgeçemediğini hatırlatan genç arkadaşlar…!

Psikolojik bir bilgi olması açısından söylemeliyim ki; yaptığınız davranış cidden bir ruhsal bozukluk. En kısa zamanda tedavi olmalısınız. Gerçeğinden kaçarken ve gerçeğini bastırırken, içerde oluşmuş bir virüsle baş etmeyi öğrenmeniz gerekli. Kendi başınıza yapamıyorsanız bunu bir uzman aracılığıyla yapın. “-mış gibi” yaşamak, gerçekten koparak, sanalda varolmaya gayret etmek, psikolojik bir sorunun varlığına işaret eder. Ve yitirilen değerlerin…

İnsani bir bilgi olması açısından da söylemeliyim ki:

Allah (cc) yarattığı insanı gerçekten çok iyi tanıyor… bu ve benzeri durumlar için “haram” kavramını bizimle tanıştırıyor.

Ve diyor ki: “Haram çukurunun etrafında dolaşmayın…”

…dikkat edin… “Haram işlemeyin” DEMİYOR…!

…harama yaklaşmayın…! DİYOR…

Nasıl başlamıştı…! Meraktan değil mi…?

O zaman meraklarınızı bile doğru düzgün meselelerden seçin…! “Sanal alemde seks nasıl oluyormuş?” diye bir merak aklınıza nerden geliyor, bir düşünün…! kendinizi bu gibi duygularınıza karşı koruyun… kendinizi kendinizden bile koruyun… kendinizi nefsinizin sizi harama götürecek meraklarından koruyun… kendi nefsine zulmeden zalimlerden olmamaya özen gösterin… kendi sınırlarınızı belirlemeye çalışın… sınırlarınızı zorlayacak veya sizi yanlışlık yaptığınız duygusuna götürecek faaliyetlerden uzak durmaya çalışın…

Çünkü insan bir kez bulaşınca, kendisini oradan kurtarması zorlaşıyor. En baştan sapmamaya gayret edin. Oturup kendinizi suçlamak yerine, dürtülerinizin aksine kürek çevirin yeter…

…dürtü bu… doyurulmak ister… ama siz onu neyle doyurursanız onunla doyar… cinsel dürtüleriniz geldiğinde, çalışarak, bilimle, sanatla, edebiyatla uğraşarak da onu doyurabilirsiniz. Oturup vücudunuzun sadece alt kısımlarına kafanızı takarsanız kurtulmanız elbette mümkün olmaz.

Üstelik yaptığınızın sizi huzursuz ettiğini, sizi kendinizden nefret eder bir hale getirdiğini biliyorsunuz… tam da bu zor duygunun içinde yaşıyorsunuz… yapmanız gereken tek şey kendinize güvenmek… ve karar vermek… yapmayacağım diye kendinize söz vermek…

Belki kısa bir süre, birkaç gün, birkaç hafta zorlanabilirsiniz… dürtüleriniz sizinle savaşabilir… ama prensip sahibi ve iç denetim mekanizması güçlü kişiler olmak için biraz da uğraşmanız gerekiyor…

…lütfen unutmayın… o alemlere dalarken de uğraşmıştınız… o zaman da yüzünüz kızarıyordu… hık mık yapıyordunuz ama vazgeçmediniz… devam ettiniz…

…neden düzeltmek ve kendinize kendinizi yeniden hediye etmek için de aynı şekilde uğraşmayasınız…??

Sevgiyle kalın…

Mehtap Kayaoğlu
Psikolog & Psikoterapist
02.04.2006 Haber 7'den alınmıştır

İFFET

31/8/2008

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle dua ediyordu: “Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum”.

İffet: edebli, nezih bir hayat yaşamaktır.

Kur’anî ve nebevî bir kavram olarak İffet; insanın hayâ ve edebe aykırı söz ve davranışlardan sakınmasıdır. İnsanın ahlakî kirlenmeden ve şehevî çirkinliklerden uzak; tertemiz, nezih bir hayat yaşamasıdır.

İffet; başkasının namusuna göz dikmemek, kendi namusuna başkalarının da yan bakmasına fırsat vermemektir. İffet; haya ve edeple içiçe yaşanan nezih bir hayat şeklidir. Seviyesiz, müstehcen, hayasız, edebsiz her şeyden uzak kalmak, şehvetini helâl ve mübah yolla tatmin etmektir.

İffet; insanda doğuştan var olan ve onu diğer canlılardan ayıran en bariz özelliklerden biri olup haramlara, çirkinliklere, iğrençliklere, zina, fuhuş, livata ve benzeri ahlaksızlıklara karşı kalkandır. Dört ayaklı mahlûkatta iffet ve namus, edeb ve haya, iman ve nikâh, şeref ve itibar yoktur. Bunlar insanî ve ahlakî özelliklerdir. Bunlardan mahrum olmak, insanlığı kaybetmekle eş anlamlıdır.

İffetli olma, Allah’ın emridir.

İffetli olmak, Allah’ın emridir. Bilindiği gibi nikâhlı kimsenim iffetini koruması zor değildir. Ama bekâr ve dulların günümüzde ve özellikle batı toplumunda iffeti koruma noktasında evlilere oranla daha titiz olmaları gerekmektedir.
Cenab-ı Hak, özellikle henüz evlenme imkânı elde edemeyen bekâr ve dulların “iffetli” olmalarını emretmektedir: “Nikâh yapma imkânı bulamayanlar, Allah onları lütfuyla zengin kılıncaya kadar iffetli olsunlar.”

İffet, kadın-erkek her insanda bulunması gerekli üstün manevî bir özellik, ahlakî bir güzelliktir. Kur’an-ı Kerim’de gözlerin haramdan uzak tutulması; ırz, namus ve iffetin titizlikle korunması emredilmiştir:

“Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar; iffetlerini, namuslarını korusunlar. Bu davranış, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah onların yaptıklarından haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar; iffetlerini, namuslarını korusunlar”.

Kur’an-ı Kerim’de iffetli kimselerin iffetini lekeleyecek söz ve davranışlar yasaklanmış; namuslu kimselerin iffet ve namusu hakkında yakışıksız ifadelerde bulunanların lânete uğrayacakları bildirilmiştir: “İffetli, hiç bir şeyden habersiz, mümin kadınlara zina iftirasında bulunanlar, gerçekten dünya ve âhirette lânetlenmişlerdir. Onlara büyük bir azap vardır.”

İffetli olma, Peygamberimiz’in dileğidir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle dua ediyordu: “Allahım!. Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum”.

Hadisimizde; Sevgili Peygamberimiz’in duasında; Hidayet ve Takva’dan hemen sonra İffet’in yer alması çok anlamlıdır. Hidayet ve takva yolunu tutan, Hak Yolda olan ve Allah’tan korkan mü’min kul, iffetle hayatını ve gönlünü temiz tutacaktır. Aksi takdirde iffetsizlik; önce Allah korkusunu silip süpürecek ve giderek hidayeti ve basireti yok edecektir.

İnsan, ahlakî açıdan tertemiz ve lekesiz dünyaya gelir. İnsanın ırz, namus, iffet, şeref ve itibarı doğuştan lekesizdir. Onun temiz gönlü, nezih hayatı hayasızlıklarla kirlendiğinde iffeti zedelenir.

İffetli bir hayat yaşama arzusuyla evlenen kişiye Allah’ın yardım edeceğini bildiren Allah Rasûlü (s.a.v), bu ifadesiyle İslâm’da evliliğin ana gayesinin hem erkek hem de kadın için, “iffetli hayat yaşama arzusu” olduğunu ifade etmektedir. İffetli aile hayatında karşılıklı sevgi ve güven hâkimdir. İffet çerçevesinde kurulan ailede karşılıklı anlayış ve fedakârlık yaşanır. Birbirlerinin sevgisinden ve karşı cinsle ilişkilerinden kuşkulu ve tereddütlü olan eşlerin âile hayatı, mutsuz ve huzursuzdur.

Örtü, iffet cevherini korur.

İslam’ın mü’min hanımlara kesin emri olan tesettür, mücevher niteliğindeki iffet ve namusun korunması için en güzel vesiledir. Örtünen Müslüman hanım, sadece ve sadece Allah’ın emri olduğu için, Allah emrettiği şekilde örtünür.
Örtü, Müslüman hanımın süsüdür, ziynetidir. Örtü onun hürriyetidir, İslâmî kişiliğidir. Müslüman hanımın örtüsü, onun iffet ve namusunu çirkin bakışlardan ve şehevî saldırılardan koruyan mânevî bir kalkan niteliğindedir.

Nur Sûresinin 60. âyetinde yaşlı hanımların yabancıların yanında dış elbiselerini çıkarmalarında sakınca olmadığı bildirilmiş ama ardından, “Yine de iffetli olmaları -yani örtünmeleri, yabancıların yanında dış elbiselerini giymeleri- onlar için daha hayırlıdır.”, denilmiştir.

Bu ayette iffetli olma, örtünme anlamında kullanılmıştır. Zira iffetli olma, örtünmeyi gerekli kıldığı gibi; örtü de iffeti korumaktadır. İffetli olma, nikâhlı aile hayatını gerekli kıldığı gibi; nikâh ta iffeti korumaktadır.
İffetli hanım; Allah’ın emri olan tesettürü sever, onu kişiliğinin bir parçası görür. Henüz örtünmemiş, örtünememiş olan kızların ve hanımların doğuştan ve aileden sahip oldukları iffet ve namus duyguları; açıkta kalan sahipsiz, korumasız mücevher gibi saldırıya, taciz edilmeye, çalınmaya ve dolayısıyla kaybolmaya maruz kalabilir. Dolayısıyla örtü, iffet mücevherinin koruyucu ambalajıdır, nikâh ise namusun koruyucu bekçisidir.

İffet; en önemli dini, ahlakî, tarihî ve millî değerlerimizden biridir.

“Irz, iffet ve namus”; bizim uğrunda İstiklâl Savaşı yaptığımız; dini, mânevî, ahlakî, insanî, tarihî ve millî değerlerimizdendir. Irzımız ve namusumuz; dinimiz, canımız, aklımız, malımız gibi; mutlaka korumamız emredilen, uğrunda mücadele etmemiz gereken temel haklarımızdandır. Sütçü İmamları galeyana getiren, Nene Hatunları cihada koşturan, bu ahlakî değerlere yan gözle bakılmasıdır.

Bu ahlakî değerleri hafife alanlar, kanun ve yönetmeliklerden bu gibi kavramları silmek isteyenler bu köklü dine, manevî, ahlakî, millî ve tarihî değerlere savaş açmaktadırlar. Batı toplumu bu manevî değerlerin çürümesinden, dejenere olmasından muzdarip halde kıvranırken; nezih Müslüman toplumumuzu bu seviyesizliklere ve bayağılıklara düşürmek isteyenler başarılı olamayacaklardır.

Irzımızın çiğnenmesine, namusumuzun doğranmasına, iffetimizin lekelenmesine kayıtsız ve ilgisiz kalmamız mümkün değildir. Biz bu değerlerin gönülden savunucusu olarak aileden ve kanımızdan gelen bu üstün değerlere sahip çıkmaya devam ettikçe Allah’ın izniyle bu ahlakî değerler yaşayacak, faziletli nesiller hayata damgasını vuracak, bu değerlere karşı sergilenen anlamsız çalışmalar hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır.

İffet ve namus cinayetleri

“Irz, iffet ve namus” gibi ahlakî değerleri dinle ilişkisi bulunmayan, tamamen mahallî örf ve geleneklerin etkisiyle işlenen namus cinayetleri konusuyla ilişkili görmek yanlıştır.

Din, hiçbir zaman cinayeti emretmez, hiçbir cinayeti onaylamaz, sebep ne olursa olsun cinayeti basit ve normal saymaz. Din, aslında namussuzluk ve iffetsizliği cinayet olarak görür. Bu cinayeti, manevî tedbirler ve vicdanî müeyyidelerle kökten engeller. Namus cinayetlerinin kurbanları, aslında bilgisizliğin, taassubun ve fuhuş reklamcılığının kurbanıdırlar.

İffet ve namus gibi faziletli değerleri önemsemeyenler; bazı dernek, kurum ve kuruluşları, bazı medya ve basın organlarını, bazı kültür, sanat ve eğitim kurumlarını da kullanarak bu manevî değerlere hiç çekinmeden karşı çıkanlar; vicdanları ölmemiş ve ar duyguları çürümemişse, küçük yaşta uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşen zavallı kızlarımızın acıklı ve korkunç durumundan ürpermelidirler.

Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan.
Hey sıkılmaz.. Ağlamazsan bari gülmekten utan. ...


Tarih boyunca iman ve hidayet yolunda olanlar, edep ve iffeti savunmuşlardır. Buna rağmen maddî çıkarları uğruna iffetsizliği savunanlar, iffetsizlikten geçinen zavallılar da olmuştur. Böyleleri acınacak durumdadırlar.
İffetsizliği, bilerek ve kasıtla savunanlar ise gerçek iffet ve namus canileridir. Şahsî menfaatleri uğruna her fırsatta ve her zeminde iffetsizliği ve ahlaksızlığı özendiren ve körükleyenler namus cinayetlerinin gerçek sorumlusudurlar. Suçu açık bir şekilde tahrik edenler, suçlular kadar sorumludurlar.

İffetsizlik, medenîlik değil, ilkelliktir. Medenîlik, kişilik hak ve hürriyetlerine saygılı olmaktır. Irz, namus ve iffet ise, en önemli hak ve hürriyetlerden biridir. Irz ve namusu çiğneme cür’eti olarak nitelenen zinayı suç ve ahlaksızlık kabul etmeyen hiçbir inanç, düşünce ve kanun tasavvur edilemez.

İffet cevherine sahip çıkan imanlı ve şuurlu nesil, iffetini lekeleyecek ve zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan uzak, nezih bir hayat yaşama arzusunu her vesileyle ortaya koymaktadır. İffet ve namus timsali genç kızlarımız, her platformda bunun meşru mücadelesini vermektedirler. Ne mutlu bu şanlı mücadelede yer alanlara!


alıntı



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Cem’iyyet içinde öyle haşarât (öyle ahlâksızlar) vardır ki, bunların içinde genç kadın ve genç kız için şerefi ile yaşamak cidden güç olur. Bunun güçlüğü, yalnız başkalarından değil, bizzat kendi varlığından gelmekdedir. Eğer sen de, kadınlık duygusunun te’sîri altında kalır ve kendine hâkim olamazsan, iffetsizliğin ve ahlâksızlığın çukuruna düşersin. Bu çukura düşenlerden kurtulabilen azdır.


 


Sen kadınlık duyguna karşı haysiyyetli ve meşrû’ yolları aramalısın! Sen de, herkes gibi, evlenebilirsin. Ahlâkın güzel oldukdan sonra evlenmemek için, hiçbir sebeb yok demekdir. Evlenmeden evvel, birçok kızların yapdığı gibi, flört yapmağa aslâ heves etme! Bu tecrîbe mutlak tehlikelidir. Esâsen flört yapılan insanla evlenmek, çok zamân se’âdeti getirmez. İffeti muhâfaza için, ikinci bir çâre, genç erkek ve genç kızı zemânında evlendirmekdir. Üçüncü çâre, iffeti zedeliyecek her yerden uzaklaşmak yoludur. Meselâ kız ve erkek toplulukları, onlarla berâber gezintiler, danslar, plâja gitmek, erkekle berâber sinemaya gitmek, içki içmek, ahlâksız ve za’îf insanlarla arkadaşlık etmek vesâire gibi genç kız veyâ kadını başdan çıkarma yollarının her çeşidinden uzak durmak, tehlikeden uzaklaşmak demekdir. Gençliğin hakkı veyâ eğlence ismi altındaki bu gibi davranışlar, genç kızı veyâ kadını elde etmek için birer tuzakdır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir genç kız, tuzağın içine düşdükden sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işden geçmişdir. Yukarıda saydığımız eğlence veyâ tuzağın zâhirî güzelliğine ve câzibesine kapılan kızlar, erkeklerin elinde yavaş yavaş veyâ çabucak birer oyuncak hâline gelir. En kendine güvenen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar mukâvemet edemez. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı tebessümü karşısında, mağlûb olabilir. Artık o kız, tuzağa düşmüş demekdir. Hele bunu kız kendisi de istemiş ise, artık tehlikenin içine girmişdir. O tuzakdan kurtulan pek azdır veyâ yokdur. Hâlbuki, o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek dahâ kolay bir işdir. (Göz görmeyince, gönül tehammül eder) diye bir atasözü vardır. Oraya gitmeyen bir genç kız, oranın câzibesinden ve tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse, kurtulmak da kolay değildir. Bunu nasîhat olsun diye söylemiyoruz. Tecrübelere güvenerek söylüyoruz.


 


İffet, bir genç kızın veyâ kadının, değeri milyonlar eden, bir mücevheridir. Bu mücevheri ele geçirmek için, Allahü teâlâdan korkmayan her erkek bütün şeytânlığını kullanır. Ele geçirdikden sonra, maksadına erişmişdir. Artık o, mücevherlikden çıkmış, âdî bir taş olmuşdur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişde, erkek, bir nâmûs hırsızıdır. Kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.

alıntı

Medyen suyuna geldiğinde, kuyunun başında insanların hayvanların, suladıklarını gördü. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kız gördü. Onlara; "Derdiniz nedir?" dedi. Dediler ki; "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz onların içine sokulup hayvanlarımızı sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz. "

Musa onların hayvanlarını suladı, sonra gölgeye çekildi; "Rabb'im, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
kasas 23-24

Medyen bölgesindeki bir su kaynağına ulaşması ile birlikte meşakkatli ve uzun yolculuğu sona ermişti. Suyun başına geldiğinde yorgun ve bitkindi. O sırada, Hz. Musa'nınki gibi bozulmamış bir fıtratın, insani özelliklerini yitirmemiş bir nefsin rahatsız olacağı, kaldıramayacağı bir sahne ile karşılaşıyor. Çobanların sulamak üzere hayvanlarını suyun başına sürdüklerini, öte yandan iki kadının da hayvanlarını suyun başına süremediklerini görüyor. Oysa insani özelliklerini yitirmemiş ve fıtratları bozulmamış insanlara yakışan, öncelikle iki kadının hayvanlarına su içirmelerine, sürülerini aradan çıkarmalarına müsaade etmektir.
Normal olan erkeklerin onlara yol verip yardımcı olmalarıdır.

Yurdundan kaçan, kovalanan ve uzun yolculuktan yorgun düşmüş olan Musa-selâm üzerine olsun- böylesine anormal ve çirkin bir tablo karşısında yorgunluğunu, yabancılığını bahane ederek oturup dinlenmiyor. Tam tersine kalkıp o iki kadının yanına gidiyor ve bu tuhaf durumlarının nedenini soruyor:

"Onlara, derdiniz nedir? dedi."

"Dediler ki; ;Çobanlar sulayıp çekilmeden biz onların içine sokulup hayvanlarımızı sulamayız. Babamız çok yaşlıdır Onun için bu işi biz yapıyoruz."

Kadının kenara çekilmelerinin, koyunlarını arkada bırakıp suyun başına gitmekten alıkoymalarının nedenini anlattılar. Neden anlaşılmıştır, zayıflık... Onlar kadındırlar, bu çobanlarsa erkek. Babaları da çobanlık yapamayacak bu adamlarla mücadele edemeyecek kadar yaşlıdır. Bunun üzerine Hz. Musa gayrete geliyor, bozulmamış fıtratı harekete geçiyor. Gerekeni yapmak üzere öne atılıyor. Onurlu ve saygın erkeklerin yapması gerektiği gibi önce iki kadının sürüsüne su içirmek için öne geçiyor. Oysa Hz. Musa bilmediği bir yerde yabancı biridir. Burada bir dayanağı, bir yardımcısı yoktur. Üstelik azıksız, hazırlıksız çıktığı bir uzun yolculuktan geldiği için son derece yorgun ve bitkindir de. Öte yandan yurdundan kovulmuş birisidir, peşinde acımasız düşmanlar var. Ne var ki, bütün bu olumsuzluklar onu insanlığın, mertliğin ve iyiliğin gereklerini yerine getirmekten, tertemiz ruhların yakından tanıdığı tabi hakkı gerçek yerine koymaktan alıkoymuyor.

"Musa onların hayvanlarını suladı."

Bu da yüce Allah'ın gözetimi altında yetişen ruhun soyluluğunu gösteriyor. Aynı zamanda uzun bir yolculuk sonucu oldukça yorgun düşmüş olmasına rağmen onun caydırıcı, heybetli gücüne de işaret etmektedir. Belki de, çobanların içine korku salan güç onun bedensel gücünden çok ruhsal gücü olmuştur. Çünkü insanlar daha çok kalplerin ve ruhların gücünden etkilenirler:

"Sonra gölgeye çekildi." Bu ifade o günlerin kavurucu ve sıcak günler olduğuna, Hz. Musa'nın yolculuğunun bu sıcak ve kavurucu günlerde gerçekleştiğine işaret ediyor.

"Rabb'im, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım dedi."

Hz. Musa -selâm üzerine olsun- bedeniyle maddi ve esenlik verici gölgeye sığınırken ruhuyla ve kalbiyle de geniş ve engin bir gölgeye, kerim ve iyilik sahibi yüce Allah'ın gölgesine sığınıyor: "Rabb'im, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım." Rabb'im ben gurbetteyim, kimsesizim. Rabb'im ben fakirim. Rabb'im ben yalnızım. Rabb'im ben zayıfım. Rabb'im senin lütfuna, iyiliğine ve keremine muhtacım.

Biz bu sözler arasında bu kalbin çırpınışını, güvenilir bir koruyuculuğa, sàğlam bir dayanağa, esenlik veren engin bir gölgeye sığınışını işitiyoruz. Yakın bir duayı, kalbin tüm duygularını ifade eden bir fısıldamayı, dostça bir yaklaşımı, derin bir bağlılığı duyuyoruz.

"Rabb'im, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım."


O sırada iki kızdan biri utana utana Musa'nın yanına geldi; "Babam sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor" dedi. Musa kızların babalarının yanına gelerek başından geçen olayları anlatınca O; "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.   kasas 25


Allah'ın kurtarışına bakın... Onun yakınlığını, çağrısını seyredin... Hiç kuşkusuz yaşlı adamın bu daveti; yoksul, muhtaç Musa'nın duasına gökten gelen cevaptır. Yaşlı adamın bu daveti, onun için bir koruma ve onurlandırmadır.

Bu davet, iyiliğin ödülüdür. "İki kızdan biri" getiriyor bu daveti. Gelirken "Utana utana geliyordu." Temiz, iyi, iffetli ve terbiyeli kızların bir erkekle karşılaştıklarında yaptıkları gibi "Utana utana geliyordu." Ne kırıtma, ne çalım, ne gösteriş ne de baştan çıkarma. Geliyor ve en kısa, en öz sözlerle daveti ulaştırıyor, yol gösteriyor, babasının yanına götürüyor. Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle anlatı-yor. "Babam sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor." Kızın davranışlarındaki utangaçlığın yanı sıra sözlerinde de bir açıklık, dikkatlilik ve anlaşılırlık ön plandadır. Sözlerini ağzında gevelemiyor, olduğu gibi ve dolambaçlı hale getirmeden söylüyor. Aynı şekilde bu da özelliğini kaybetmemiş, temiz ve doğru bir fıtratın belirtisidir.

Çünkü tertemiz kalmış iffetli kızlar erkeklerle karşılaştıklarında, onlarla konuştuklarında fıtratları gereği utanırlar, ama iffetliklerine ve doğruluklarına olan güvenlerinden dolayı lafı ağızlarında gevelemezler. Karşısındakini tahrik edecek, baştan çıkaracak, heyecanlandıracak şekilde konuşmazlar. Lafı uzatmadan, gerektiği kadar açık konuşurlar.


fizilal kuran