Fikren Var Olmaya Dair

26/12/2008 · Kategori: Anlama _abasi






Savrulmamız yenilgi ile başladı. Garba karşı yenilmekle toz duman olduk. Esaret içimizde güçlü bir his oldu. Kendimizi esir hissettik. Hürriyet aşkımızı yitirdik. İddiasızlaştık. Kendimiz olarak var olmayı imkansız gördük.

Hayat üretmekledir. Üretemeyen ölür; ölüdür. Kendine inancını kaybeder. Güvenini yitirir. Azmi kalmaz. Haykıramaz. Varım diyemez. Siner.

Üretim kapsayıcı olmalıdır. Boşluk bırakmamalıdır. Doldurulacak boşluğu olanın varlığı eksik olur.

Japonya bugün teknoloji üretiyor, yalnız kültür üretemiyor. Bundan dolayı bir iktidar tarafı değil. Güçlü ama muktedir değil. Çin de devasalığına rağmen silik kalıyor. Çünkü kültürel bir iddiası yok. O da o konuda bir mağlup.

Taoizm, Budizm, Konfüçyizm v.s. Garbın hegemonya kurmuş kültür(süzlüğ)üne yenildiler.

Çin fikri olarak dirilmedikçe, yenilgiden kurtulmadıkça bu durumdan da kurtulamaz.

Aslında kurtulması da imkânsız gibi... Çünkü bunun için İslamlaşması gerekir. O da şuan için muhal.

Garb nefsi temsil ediyor. Şark gönlü. Bu ikisinden başka temsiliyet yok. Fikir ya kalbi'dir ya da nefsi. Nefsi bir çıkış veya iktidar Garba rakip olamaz; ancak yandaş olur.

Bugün bizler kültür esirleriyiz. Ve böyle esirler kutupluk iddiasında bulunamazlar.

Var olmak için güçten ziyade iddia gereklidir. İddiası olmayanın gücü sadece onu korur ama onu bir kutup yapamaz.

Biz iddiamızı yitirdik. Kendimize güvenimizi yitirdik.

Kutupken peykleşmeye koştuk ve bunun kutupluk için yaptığımızı savunduk.

Dilenenler sultan olamazlar.

Amerika iktidarı bugün maddi güç kadar kültürel güce de dayanıyor.

Garbın akıncıları kültürüydü. Garb önce onunla sömüreceği ülkelerde merkezler edindi; sonra askerleri gitti.

Bugün için kültürel olarak Garba tek alternatif İslam Dünyasıdır. İnsaniyete farklı bir reçeteyi ancak o sunabilir. Garb da bunun bilincindedir. Ve onun İslam dünyasını bu denli keskin bir kuşatmanın altında tutmasının önemli bir sebebi de budur.

İslam dünyası bu haliyle Garba karşı varlık iddiasında bulunamaz. Çünkü şu an ki durumuyla ne kadar güçlense de bir kutup olamaz. Ancak Çin'leşebilir.

Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey; farklı bir kültürel kutuptur.

İslam dünyasında maddi olarak güçlenme çabaları çok yoğun olarak -yeterince verimli olmasa da- var. Yalnız bu istenilen amaçlara vardırtamaz. Bu halimizle ne kadar güçlensek de değişecek pek bir şey olmayacak. Hindistan veya Çin ne kadar varsa biz de ancak o kadar var olabiliriz. Sadece biraz güçlü bir peyk olabiliriz.

Bizim kaybımızın tek sebebi maddi zaafımız olmadı ki. Önce manen kaybettik sonra maddeten.

Manen kaybetmeyenler maddeten zayıflığa uğramaz zaten.
Maddi kaybımızın en önemli sebebi manevi ricatımız oldu ama biz bunu görmedik.

Dünya bugün farklı bir kutba muhtaç...

Gücün tekeliyeti iktidarları zalim yapar.

ABD'de rakipsizliğin pervasızlık ve aldırmazlığı var. Bir karşı kutup gerek insaniyete; onu bizler sağlayabiliriz ama bizde mecal kalmamış.

İslamların maddi zaafları, üzerinde kafa patlatılması gereken bir mesele... Muktedir bir İslam ülkesi neden yok. Varlığın bütün imkânları varken elimizde neden varlık sahasında yokuz.

İki asırlık bir ricat yaşıyoruz. İki asırdır yokuz. Bunun sırrı ne. Hiç bir ümmet varlığın şartlarını bu derece taşırken yokluğa bu denli duçar olmamış.

Zaafımız tepkilerimizi de sevinç ve coşkularımızı da komikleştirmiş. Bir densize atılan ayakkabıyla coşabiliyoruz. Ama sinemize atılan bombalara üzülemiyoruz. O ayakkabıya üzülmeliydik sevinmek yerine. Çünkü aczimizi tescilledi. Bomba atana ayakkabı atmak; tarihin görmediği bir zaaf. Ama büyük zaferleri elde edemeyenler tesellilerle avunurlar. Bizim yaptığımız bu.

Var olmak kültürel iddiayladır. Varlık fikirledir.

İslami İdeolojist olduğumuz gün kutuplaşacağız. Bizim en önemli sorunumuz bugün kuvvetsizliğimiz değil, esareti sevmemiz. Garb karşısında var olma iddiamızı yitirdik. Bizi yok etmek isteyene tutkun olmuşuz.

Garb çok sinsi, biz çok körüz. Garb çok planlı, biz aldırmayız.

Bugün İran dünyanın kutuplarından biri... Bunu gücüyle yapmıyor. Fikriyatıyla yapıyor. İran'nın gücü; fikri. Güç fikirden gelir zaten. Fikri olmayan kölelik namzedidir.

Garb de gücünü fikrinden alıyor. Bugünün muzaffer fikri Garbın fikirsizlik veya hevesiyat şeklinde beliren kültürel yozlaşmışlığıdır.

Garbın fikirsizliği bütün fikirleri yendi. Elim.

Erdemin kaleleri tek tek düştü. Bugün erdem eşkiya; yani mekânsız ve vatansız ve yurtsuz.

Toplumlar nefislerine yenildiler.

Biz fikren kaybedince madden de kaybettik. Dirilememizin sebebi de bunun farkına varamamamız. Madden kazanarak var olmak istiyoruz. Bu imkânsız. Madden zenginleşebiliriz ama onurlanamayız.

Uzak istikbal bu halimizi nasıl yazacak acaba. Bu şaşkınlığımızı, körlüğümüzü, yalan aşkımızı.

Veya uzak istikbal bunu yazacak mı?

Fazilet tarihin hiç bir döneminde rezalete şimdi gibi yenilmedi.

Çirkef erdemi hiç bir zaman bu denli mağlup etmedi.

İslam güneşi doğmalı.

 

resul davutoğlu

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Fikren Var Olmaya Dair

İrtifa Kaybediyoruz...

19/11/2008 · Kategori: Anlama _abasi








Bir vakit geldi geçti ki sormayın gitsin. Üstü açık bir hapishanede zamanını bilmediğimiz bir beraat kararını bekliyoruz. Gökyüzü alabildiğine berrak, alabildiğine yaşıyoruz doludizgin. Islak duvarların köşelerinde, ruhunu içine çekmiş bir bedenin acziyetine, bütün bir âlemi şahit tutmuş bekliyoruz surun üflenmesini. Öyle bir ses ki bizi sonsuz saadete götürecek ya da sınırsız bir ateşin asıl kaynağı olmaya. İçimizde sakladığımız sırlı hazineye çektirdiğimiz işkencenin suçluluğunu duyuyoruz en derin tasdik koğuşlarında. İzliyoruz gerçekleri, kurduğumuz pembe panjurlu utanç yuvalarımızdan. Kaybetmekten korkuyoruz elimizde olduğunu zannettiğimiz mutlulukları… İzliyoruz işte! Sığ ve sıradan…

Hizmete mazhar olan ağacın, bir tablacı gibi sunduğu nimeti şükürden uzak bir aç gözlülükle aslını reddedip kabul ediyoruz. Asırlar önce altı günde yaratılan bir dünyanın sırtından atılmayı hak edecek rezillikler peşindeyiz. Bir kan pıhtısından geldiğimizi unutup, dünyaların hâkimiyetine talipli oluyoruz. Bir misaktan sonra verdiğimiz sözün, ağır yükünü taşımakta zorlanıyor aciz ruhlarımız. Yaşadığımız zamanın ilk var oluş sebebini elimizin tersiyle itip, sadece ve sadece kendimize hizmet ediyoruz. Bize vaat edilenleri sıradan bayağı bulmuş, elimizde olanların aslını merak etmekten uzak, yetinmişlikle yaşıyoruz. Bir sevginin evlatları olduğumuzu görmezden gelip, bir yasak elmanın mağdurlarıymış gibi davranıyoruz; hep yasakları severek, onlarla yaşayarak. Suçu kendimizde değil, anne ve babamızın nefsinde arayıp, kendi nefsimizin kopardığı elmaları unutup, aslımızı yasakla kabul eden bir insan nesli olup çıkıveriyoruz. Bir karıncanın merhametine bakmadan, Nemrut olma büyüklüğüyle, beynimize gelecek ölümcül darbeyi bekliyoruz. Ağında ümmeti kurtaran örümcek kadar olamıyor, cesaretten uzak yaşıyoruz. İnançla isteyen bir yüreğin elindeki bir avuç pirinçten bereketli ne vardır ki bu dünyada? Rezzak ismini görmeden sofralar kurup, doymadan aç kalkıyoruz, var olanın azlığından şikâyet ederek… Sırtında iki çocukla kılınan namazdan daha kabul gören bir secde var mıydı ki? Şiddetle, önümden geçme! nidalarını savuruyoruz çocuklarımıza, asıl önümüzde engel olan “ben” varken! Huşudan uzak, günlük işlerle secdeye gidiyoruz. Aklımızı dolduran, ruhumuzu karartan bir çöplükten besleniyoruz. Aslımızdan aldığımız terbiyeden uzak, ümmet olmaktan uzak yaşıyoruz.

Kavuran güneşin sıcağında ve bir kaya parçasının altında işkenceye maruz kalan bedenin dilinden çıkan “la ilahe illallah” tevhidini en rahat anımızda bile söyleyemiyoruz. Dilin ikrarını, kalp tasdik etmiyor. İcmali imanla yetinip, tafsilinden kaçıyoruz. Gerçeğe inanmak için Hz. Musa gibi Allah’la kelam etmeyi, Hz. İsa gibi konuşmayı istiyoruz, dünyaya ilk gülümsemeyle, her gün aldığımız nefes mucizesini görmezden gelerek. Her şeyi bilmekten uzak, berzahta dolaşmayı umuyoruz, bir adım yaklaşmadan yaratana… Allah’ın kelamını okuyup hayatımıza okutmuyoruz. Firavunlaştırdığımız heveslerimizin önünde kıvrılan bir yılan gibi, şekilden şekle girip asayı tutan eli inkâr ediyoruz. Bütün farz emirlerini kabul edip, korkularımıza yenilip, Allah’ın kanunlarının bizi yönetmesini istemiyoruz. İnsan yapımı kanunlarla düzen sağlamaya çalışıyoruz. Bir insanı katledip, meftanın sahibine değil, bir hâkime el aman ediyoruz. Hırsızlığın bedelini yapan elimiz değil, aylık ömrümüz ödüyor. Nefsimizi köreltecek bir sadakati, paramparça ediyoruz dağıtarak her bir bedene.

Hırslarımızın kurbanı olup, çoban olan bir peygamberin mütevazısinden uzak kariyerler peşindeyiz. Fatma validemizin misafirperverliğinden uzak ev sahipleriyiz. Doldurmadan boşalan bir tas çorbanın içinde yüzüyor cimriliğimiz. Dünyada mükâfatı istiyoruz terimiz soğumadan, ameleliğimiz bitmiş gibi böbürlenerek. Verdiğimiz el şahit olup alkışlıyor diğerini, gösteriş meraklısı haliyle. Letafet timsali nisaların sergilediği cesaretle kırılıp dökülüyor, ince narin güzelliğimiz. Sokaklarda karşı cinsle mücadele etmeye başlıyoruz hiç sorgulamadan. Boyumuzdan büyük işlere bulaşıyor, gittikçe cesaretlenip gittikçe erkekleşiyoruz. Bir erkekte, Müslümanlığı ilk yüzünde görmek istiyoruz Sünnetin izi olan bir tüyle, nasibimize bebek yüzlü yeni yetmeler düşüyor, sistemin ağırlığından dem vuruyorlar, ağır bedeller ödeyen sahabelerden utanmadan. Gümüş yüzüklerin içinde huzur bulan evlilikler, korkuların kurbanı oluyor hiç fark etmeden, altın değerinde lüksü yaşayarak. Şartlar koşuyoruz evlenmeden maddi olanakları zorlayarak, süslüyoruz dört duvarı ruhumuzun duvarlarını imanla döşemeden. Hayâ etmiyoruz Fatma validemizden, aldığı birkaç parça çeyizden ve babasına söylediği şu sözlerden; “Canım babacığım, evlenen her kızın mehri altın ve gümüş ile takdir ediliyor. Ben de bunu istersem, senin kızın olmamın ne manası kalır? Ben, evlilik mehrimin Kıyamet günü günahkârlara ulaşan şefaatinin olmasını, bu sayede onların Allah’ın affına uğramasını isterim.”

Seçiyoruz eşlerimizi ehveni şer diye. İçki içmez, kumar oynamaz, kadın kız bilmez lütuflarına inanarak. Secdeye giden bir nur, kurumuş bir dudak, merhametli bir el, zemzemle ferahlamış bir bedeni, seçeneklerimizin en sonuna itiyoruz. Yaşıyoruz işte… İrtifa kaybediyor inancımız, ruhumuz, sevgimiz…

manolya şahin

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : İrtifa Kaybediyoruz...

« Önceki ::