
Uyuyan bebekleriyle, üşüyen köpeklerini; bir yana bırakıp,bir sabah vakti,
Dudaklarımda, direnmiş yüreklerin isyanını taşıyan keskin bir ıslık,
Ellerim ceplerimde, bu şehri yerle bir edersem!
Bana deli, bana çılgın diyecekler biliyorum…
C. Ünaldı Hasannebioğlu Adaletin mahkumlarca değil hakimlerce tartışıldığı bir coğrafyada kaleme alınmıştır…
Özgürlük nedir bilmeyenlerin yazdığı birkaç dizenin acınası halindeyim. Gönlümde ötelerin esintileri, ruhumda bıkkınlık ve üstümden atamadığım serserilikle dolanıyorum satır aralarında. Hiç anlatamamanın ya da anlaşılamamanın verdiği kaygılardan öte bir kaygıya damlıyor mürekkebim. Çünkü tavımda değilken üzerime çekiçler kalkmış ve en insansı yanlarım köreltilmiş. Geriye çaresizlik çamurundan bir anıt kalmış, adına “ben” dediğim. Dünün, bugünün ve yarının olmadığı bir zaman diliminde anların çetelesini tutmak ne kadar deliceyse işte hayat o kadar dolaşıyor damarlarımda…
Bir voltanın ilk adımı, bir sigaranın ilk nefesi kadar efkarlı düşünceler istila etti, her şeye rağmen değip açtığım tertemiz sayfamı. Özgürlüğe tutsak kalbimi bir yana bırakıp, göz yaşlarımla ıslıyorum kurumuş mürekkebi ve biliyorum küçücük bir çocuğun elmayı dişlerken ki mutluluğunu. Anlatılası her olayı not etsem gökyüzüne, esaretin üzerine güneşi doğurtmayabilir miyim? Pak düşüncelerimle kara bulutları resmetsem, fırtınalar koparabilir miyim tutsaklıklar dehlizinde? Bembeyaz güvercinlerim kurumuş zeytin ağaçlarının gölgesinde iken nasıl olurda sevgiden söz edebilirim? Etmemem de gerek. Perdeler üstüme kapanırken geceye aksi düşmüş bir tablo:
Özgürlüğe adanmış birinin gözlerindeki pırıltıyı kapamak için bağlarlar gözlerini ama elleri arkadan bağlı, diz çökmüşlüğü ile onuru zedelenmiş birinin göz alıcı renklere boyalı elbiseleri yüce davaların sırılsıklamlığını Kıyam-et’e kadar taşıyabilir bunu bilmezler. Akbabaların üşüştüğü dünyamızdan kopardığımız düşlerin bize bakan vasatlığını ve davamızın çelimsizleştiği tarihi, kanlı kurşunların delik deşik ettiği arkamızdaki duvara yansıtır ağlayan çocuk sesleri….
kurtuba, Cemal Kaya
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : (c)esaret

"Üşüyorum evet…"
…titreyen zaman sencil kuşların
ürkütemediği ne varsa süpürdü yokluğunda
bulutlarıda kovaladım buz tutmuş saçlarımla
ve kepenklerimi kapadım şimdi sair zamanlara…
gece dokunuverdiğinde ruhuma
başımı bir musalla’ya ödünç verdim
çenemi karanlıklar bağlamıştı nicedir
bekliyordum ellerime giyindiğim muzdarip
….ağıtlarımla
ve ay düştü kalbimizin tuvaline..
gecenin bir vakti uykuyu tam ortasından hançerlemek ve kanamak Rabb’e… ve sırat kesilmek boşalan zamana.
dün bir çocuğun avuçlarına yakalandım düşlerimden kaçarken, meğer hiç zulüm uykusu bilmemiş gözlerimden yağan ırmaklar.
işte o an başladı yolculuğumuz; çelenksiz ölümleri devşirdik ceplerimize çaresiz, adımlarımızdan arta kalan yollar ses kaybediyordu. kapı ardı olmuştuk tüm sevdiklerimizce…
bilirim acıdan damıtılan sabahlar kalırdı hep sana, esirgenmiş anne kucaklarına bakarken sarılırdın ürkütülmüş
kaldırımlara ve saçlarına değen o kara yellerin parmaklarından ibaret sayardın rikkât-i vahdeti.
biz yürüyorduk; yüzümüzde bir ay silüeti.. yol ne uzuyor nede kısalıyordu, gözlerimizden dolan denizleri yarmak gerekti elimizden kaymadan aşk-ı âsâ.. kararmış gül yaprakları dökülüyordu ağzımızdan, dikenleri hazmedememenin verdiği eziklikle. tohum olmak kolay değil elbet bahçivan değmemiş ellerde? bir bülbül sesi bile değmiyorken güneşimize. yüzleri hakaretlere gebeleşen sağnaklarda ıslatamazken sözlerimizi,sahraların ağyâr mecnunları oluyorduk çaresizliğin sokaklarında.
önümüzde iliklenen ve gittikçe ağırlaşan kirletilmiş ölümlerce azrâil’lere kovuluyorduk her köşe başı.
ve yürüyorduk; yüzümüzde "ay"dan bir parça.. bir deli yağmur kuşanıyordu bileklerini sokağın. bense tam ortasından yırtmak istiyordum hayatı. gök gibi çatırdıyordu kirpiklerim, gözlerim yıkıyordu mesinmesiz izler bıraktığım kör kaldırımları. parmak aralarımda hercai sokak köpekleri dünden kalma hayallerimi yağmalıyorken, ben kendimden kaçışların biriktirdiği ses spazmlarında boğuluyordum her gece… kentin kaoslarında bir ölüm hovardalığı telâkki ediyordu. tüm sesler en masumiyetine bürünmüş, çocukçul hayatların tellerine akord oluyordu ve kadınlar en detone yerinden bakıyordu geleceklerine.
ve yürüyordu zaman; derken "ay"a bürünmüşüz.. karanlık bütün rikkâtiyle sarılmıştı kentin omuzlarına. nasılda eksiliyorduk her nefeste, geçmişe çalıyordu her eylül izdüşümü biraz daha. sûzinak sehpalara adadım artık ben, grilerde ıssızlaşan muzdarip boynumu ! ahfeş bakışlar fırlatıyorum son defa yeryüzüne; kurşunların asî lekeleri kalksın güneşin huzmelerinden ki dikenleşen tüylerim olmasın her kudüsçe baktığında. kırılan her bir kalem zakkumlaşıp kanatsın zulümâtın köhne kahkalarını ve…
yer değişsin avuçlarımda dualaşan dünya, "cehennem"inle!
ve ay düştü kalbimizin tuvaline,
sonra yüzümüzde bir ay silüeti,
sonra yüzümüzde "ay"dan bir parça,
derken "ay"a bürünmüşüz her hecede!
kurtuba, Mehlika Toyga
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : ay düştü