Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle dua ediyordu: “Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum”.
İffet: edebli, nezih bir hayat yaşamaktır.
Kur’anî ve nebevî bir kavram olarak İffet; insanın hayâ ve edebe aykırı söz ve davranışlardan sakınmasıdır. İnsanın ahlakî kirlenmeden ve şehevî çirkinliklerden uzak; tertemiz, nezih bir hayat yaşamasıdır.
İffet; başkasının namusuna göz dikmemek, kendi namusuna başkalarının da yan bakmasına fırsat vermemektir. İffet; haya ve edeple içiçe yaşanan nezih bir hayat şeklidir. Seviyesiz, müstehcen, hayasız, edebsiz her şeyden uzak kalmak, şehvetini helâl ve mübah yolla tatmin etmektir.
İffet; insanda doğuştan var olan ve onu diğer canlılardan ayıran en bariz özelliklerden biri olup haramlara, çirkinliklere, iğrençliklere, zina, fuhuş, livata ve benzeri ahlaksızlıklara karşı kalkandır. Dört ayaklı mahlûkatta iffet ve namus, edeb ve haya, iman ve nikâh, şeref ve itibar yoktur. Bunlar insanî ve ahlakî özelliklerdir. Bunlardan mahrum olmak, insanlığı kaybetmekle eş anlamlıdır.
İffetli olma, Allah’ın emridir.
İffetli olmak, Allah’ın emridir. Bilindiği gibi nikâhlı kimsenim iffetini koruması zor değildir. Ama bekâr ve dulların günümüzde ve özellikle batı toplumunda iffeti koruma noktasında evlilere oranla daha titiz olmaları gerekmektedir.
Cenab-ı Hak, özellikle henüz evlenme imkânı elde edemeyen bekâr ve dulların “iffetli” olmalarını emretmektedir: “Nikâh yapma imkânı bulamayanlar, Allah onları lütfuyla zengin kılıncaya kadar iffetli olsunlar.”
İffet, kadın-erkek her insanda bulunması gerekli üstün manevî bir özellik, ahlakî bir güzelliktir. Kur’an-ı Kerim’de gözlerin haramdan uzak tutulması; ırz, namus ve iffetin titizlikle korunması emredilmiştir:
“Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar; iffetlerini, namuslarını korusunlar. Bu davranış, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah onların yaptıklarından haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar; iffetlerini, namuslarını korusunlar”.
Kur’an-ı Kerim’de iffetli kimselerin iffetini lekeleyecek söz ve davranışlar yasaklanmış; namuslu kimselerin iffet ve namusu hakkında yakışıksız ifadelerde bulunanların lânete uğrayacakları bildirilmiştir: “İffetli, hiç bir şeyden habersiz, mümin kadınlara zina iftirasında bulunanlar, gerçekten dünya ve âhirette lânetlenmişlerdir. Onlara büyük bir azap vardır.”
İffetli olma, Peygamberimiz’in dileğidir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle dua ediyordu: “Allahım!. Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum”.
Hadisimizde; Sevgili Peygamberimiz’in duasında; Hidayet ve Takva’dan hemen sonra İffet’in yer alması çok anlamlıdır. Hidayet ve takva yolunu tutan, Hak Yolda olan ve Allah’tan korkan mü’min kul, iffetle hayatını ve gönlünü temiz tutacaktır. Aksi takdirde iffetsizlik; önce Allah korkusunu silip süpürecek ve giderek hidayeti ve basireti yok edecektir.
İnsan, ahlakî açıdan tertemiz ve lekesiz dünyaya gelir. İnsanın ırz, namus, iffet, şeref ve itibarı doğuştan lekesizdir. Onun temiz gönlü, nezih hayatı hayasızlıklarla kirlendiğinde iffeti zedelenir.
İffetli bir hayat yaşama arzusuyla evlenen kişiye Allah’ın yardım edeceğini bildiren Allah Rasûlü (s.a.v), bu ifadesiyle İslâm’da evliliğin ana gayesinin hem erkek hem de kadın için, “iffetli hayat yaşama arzusu” olduğunu ifade etmektedir. İffetli aile hayatında karşılıklı sevgi ve güven hâkimdir. İffet çerçevesinde kurulan ailede karşılıklı anlayış ve fedakârlık yaşanır. Birbirlerinin sevgisinden ve karşı cinsle ilişkilerinden kuşkulu ve tereddütlü olan eşlerin âile hayatı, mutsuz ve huzursuzdur.
Örtü, iffet cevherini korur.
İslam’ın mü’min hanımlara kesin emri olan tesettür, mücevher niteliğindeki iffet ve namusun korunması için en güzel vesiledir. Örtünen Müslüman hanım, sadece ve sadece Allah’ın emri olduğu için, Allah emrettiği şekilde örtünür.
Örtü, Müslüman hanımın süsüdür, ziynetidir. Örtü onun hürriyetidir, İslâmî kişiliğidir. Müslüman hanımın örtüsü, onun iffet ve namusunu çirkin bakışlardan ve şehevî saldırılardan koruyan mânevî bir kalkan niteliğindedir.
Nur Sûresinin 60. âyetinde yaşlı hanımların yabancıların yanında dış elbiselerini çıkarmalarında sakınca olmadığı bildirilmiş ama ardından, “Yine de iffetli olmaları -yani örtünmeleri, yabancıların yanında dış elbiselerini giymeleri- onlar için daha hayırlıdır.”, denilmiştir.
Bu ayette iffetli olma, örtünme anlamında kullanılmıştır. Zira iffetli olma, örtünmeyi gerekli kıldığı gibi; örtü de iffeti korumaktadır. İffetli olma, nikâhlı aile hayatını gerekli kıldığı gibi; nikâh ta iffeti korumaktadır.
İffetli hanım; Allah’ın emri olan tesettürü sever, onu kişiliğinin bir parçası görür. Henüz örtünmemiş, örtünememiş olan kızların ve hanımların doğuştan ve aileden sahip oldukları iffet ve namus duyguları; açıkta kalan sahipsiz, korumasız mücevher gibi saldırıya, taciz edilmeye, çalınmaya ve dolayısıyla kaybolmaya maruz kalabilir. Dolayısıyla örtü, iffet mücevherinin koruyucu ambalajıdır, nikâh ise namusun koruyucu bekçisidir.
İffet; en önemli dini, ahlakî, tarihî ve millî değerlerimizden biridir.
“Irz, iffet ve namus”; bizim uğrunda İstiklâl Savaşı yaptığımız; dini, mânevî, ahlakî, insanî, tarihî ve millî değerlerimizdendir. Irzımız ve namusumuz; dinimiz, canımız, aklımız, malımız gibi; mutlaka korumamız emredilen, uğrunda mücadele etmemiz gereken temel haklarımızdandır. Sütçü İmamları galeyana getiren, Nene Hatunları cihada koşturan, bu ahlakî değerlere yan gözle bakılmasıdır.
Bu ahlakî değerleri hafife alanlar, kanun ve yönetmeliklerden bu gibi kavramları silmek isteyenler bu köklü dine, manevî, ahlakî, millî ve tarihî değerlere savaş açmaktadırlar. Batı toplumu bu manevî değerlerin çürümesinden, dejenere olmasından muzdarip halde kıvranırken; nezih Müslüman toplumumuzu bu seviyesizliklere ve bayağılıklara düşürmek isteyenler başarılı olamayacaklardır.
Irzımızın çiğnenmesine, namusumuzun doğranmasına, iffetimizin lekelenmesine kayıtsız ve ilgisiz kalmamız mümkün değildir. Biz bu değerlerin gönülden savunucusu olarak aileden ve kanımızdan gelen bu üstün değerlere sahip çıkmaya devam ettikçe Allah’ın izniyle bu ahlakî değerler yaşayacak, faziletli nesiller hayata damgasını vuracak, bu değerlere karşı sergilenen anlamsız çalışmalar hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır.
İffet ve namus cinayetleri
“Irz, iffet ve namus” gibi ahlakî değerleri dinle ilişkisi bulunmayan, tamamen mahallî örf ve geleneklerin etkisiyle işlenen namus cinayetleri konusuyla ilişkili görmek yanlıştır.
Din, hiçbir zaman cinayeti emretmez, hiçbir cinayeti onaylamaz, sebep ne olursa olsun cinayeti basit ve normal saymaz. Din, aslında namussuzluk ve iffetsizliği cinayet olarak görür. Bu cinayeti, manevî tedbirler ve vicdanî müeyyidelerle kökten engeller. Namus cinayetlerinin kurbanları, aslında bilgisizliğin, taassubun ve fuhuş reklamcılığının kurbanıdırlar.
İffet ve namus gibi faziletli değerleri önemsemeyenler; bazı dernek, kurum ve kuruluşları, bazı medya ve basın organlarını, bazı kültür, sanat ve eğitim kurumlarını da kullanarak bu manevî değerlere hiç çekinmeden karşı çıkanlar; vicdanları ölmemiş ve ar duyguları çürümemişse, küçük yaşta uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşen zavallı kızlarımızın acıklı ve korkunç durumundan ürpermelidirler.
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan.
Hey sıkılmaz.. Ağlamazsan bari gülmekten utan. ...
Tarih boyunca iman ve hidayet yolunda olanlar, edep ve iffeti savunmuşlardır. Buna rağmen maddî çıkarları uğruna iffetsizliği savunanlar, iffetsizlikten geçinen zavallılar da olmuştur. Böyleleri acınacak durumdadırlar.
İffetsizliği, bilerek ve kasıtla savunanlar ise gerçek iffet ve namus canileridir. Şahsî menfaatleri uğruna her fırsatta ve her zeminde iffetsizliği ve ahlaksızlığı özendiren ve körükleyenler namus cinayetlerinin gerçek sorumlusudurlar. Suçu açık bir şekilde tahrik edenler, suçlular kadar sorumludurlar.
İffetsizlik, medenîlik değil, ilkelliktir. Medenîlik, kişilik hak ve hürriyetlerine saygılı olmaktır. Irz, namus ve iffet ise, en önemli hak ve hürriyetlerden biridir. Irz ve namusu çiğneme cür’eti olarak nitelenen zinayı suç ve ahlaksızlık kabul etmeyen hiçbir inanç, düşünce ve kanun tasavvur edilemez.
İffet cevherine sahip çıkan imanlı ve şuurlu nesil, iffetini lekeleyecek ve zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan uzak, nezih bir hayat yaşama arzusunu her vesileyle ortaya koymaktadır. İffet ve namus timsali genç kızlarımız, her platformda bunun meşru mücadelesini vermektedirler. Ne mutlu bu şanlı mücadelede yer alanlara!
alıntı
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"İnsanın arzularını, tutkularını aklının ve inancının kontrolünde tutarak,Allah ve insanlar nizdinde kendisini küçük düşürecek davranışlardan sakınmasını sağlayan bir erdem" anlamındaki iffet kavramının Kur'an-ı Kerim'de, "haya, vakar, kişinin kendi şahsiyet ve onurunu koruması" şeklinde yorumlanabilecek bir konumda kullanıldığı görülmektedir (el-Bakara 2/273). Diğer bazı ayetlerde ise " insanın, kendisine ait olmayan bir mala el uzatması" (en-Nisa 4/6), "edepli ve hayalı olması" (en-Nur 24/33, 60) anlamında kullanılmıştır. Hz. Peygamber de iffetli müslümanlardan övgüyle söz etmiştir (mesela bk. Buhari, " Tevsir", 9; "Ahkam", 16).
Ahlak bilgilerine göre, ister mide istekleri olsun ister cinsel istekler olsun, her türlü nefsani arzulara aşırı düşkünlük, insanı bir bakıma hayvanlaştırır. Çünkü hayvanlar gibi bu insan da tutkularının dizginleme erdemini gösterememiştir.
İslam ahlak kültüründe insanın nefsani arzularına esir olma zaafına heva denmiş; bu zaaftan korunmanın da ancak aklın buyruğuna uymakla mümkün olacağı ifade edilmiştir. Nitekim Ebu Bekir er-Razi'nin et-Tıbbü'r-rühani'si, İmam Maverdi'nin Edebü'd-dünya ve'd-din'i gibi birçok ahlak kitabının ilk konuları akıl-heva çatışmasına ayrılmıştır. Özellikle Gazali İhya ve Mizanü'l-amel gibi eserlerinde bu konuya büyük önem vermiştir. Başta Kur'an-ı Kerim ve hadisler olmak üzere İslami kaynaklarda heva, "insanın iyi ve kötü konusunda doğru seçim yapmasını ve akla uygun davranmasını önleyen nefsani arzular" anlamında kullanılır. Kur'an-ı kerim'de nefsani arzularına aşırı düşkün olan, bu yüzden de inanç yaşayışında haktan ayrılan, isyana ve günahlara saplanan insan "hevasını tanrı yapan"(el-Furkan 25/43; el-Casiye 45/23) şeklinde anılmaktadır. Hz. Peygamber de, "En kötü kul, hevasına kul olup da dalalete düşen kimsedir" (Tirmizi, "Kıyamet", 17) buyurmuştur. İşte iffet erdemi, insanı böylesine tehlikeli olan tutkulardan koruyup kollayan ve ona hayvani eğilimleri tutkuları karşısında bağımsızlık kazandıran ahlaki bir donanımdır. Nitekim, başta Gazali olmak üzere müslüman ahlak bilginleri ve mutasavvıflar, bu tutkulardan kurtulmayı gerçek özgürlük saymışlar; insanın kendini manen geliştirme işlevine bu noktadan başlanmasını gerekli görmüşlerdir.
İlmihal II İslam ve Toplum
sayfa 523
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Cem’iyyet içinde öyle haşarât (öyle ahlâksızlar) vardır ki, bunların içinde genç kadın ve genç kız için şerefi ile yaşamak cidden güç olur. Bunun güçlüğü, yalnız başkalarından değil, bizzat kendi varlığından gelmekdedir. Eğer sen de, kadınlık duygusunun te’sîri altında kalır ve kendine hâkim olamazsan, iffetsizliğin ve ahlâksızlığın çukuruna düşersin. Bu çukura düşenlerden kurtulabilen azdır.
Sen kadınlık duyguna karşı haysiyyetli ve meşrû’ yolları aramalısın! Sen de, herkes gibi, evlenebilirsin. Ahlâkın güzel oldukdan sonra evlenmemek için, hiçbir sebeb yok demekdir. Evlenmeden evvel, birçok kızların yapdığı gibi, flört yapmağa aslâ heves etme! Bu tecrîbe mutlak tehlikelidir. Esâsen flört yapılan insanla evlenmek, çok zamân se’âdeti getirmez. İffeti muhâfaza için, ikinci bir çâre, genç erkek ve genç kızı zemânında evlendirmekdir. Üçüncü çâre, iffeti zedeliyecek her yerden uzaklaşmak yoludur. Meselâ kız ve erkek toplulukları, onlarla berâber gezintiler, danslar, plâja gitmek, erkekle berâber sinemaya gitmek, içki içmek, ahlâksız ve za’îf insanlarla arkadaşlık etmek vesâire gibi genç kız veyâ kadını başdan çıkarma yollarının her çeşidinden uzak durmak, tehlikeden uzaklaşmak demekdir. Gençliğin hakkı veyâ eğlence ismi altındaki bu gibi davranışlar, genç kızı veyâ kadını elde etmek için birer tuzakdır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir genç kız, tuzağın içine düşdükden sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işden geçmişdir. Yukarıda saydığımız eğlence veyâ tuzağın zâhirî güzelliğine ve câzibesine kapılan kızlar, erkeklerin elinde yavaş yavaş veyâ çabucak birer oyuncak hâline gelir. En kendine güvenen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar mukâvemet edemez. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı tebessümü karşısında, mağlûb olabilir. Artık o kız, tuzağa düşmüş demekdir. Hele bunu kız kendisi de istemiş ise, artık tehlikenin içine girmişdir. O tuzakdan kurtulan pek azdır veyâ yokdur. Hâlbuki, o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek dahâ kolay bir işdir. (Göz görmeyince, gönül tehammül eder) diye bir atasözü vardır. Oraya gitmeyen bir genç kız, oranın câzibesinden ve tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse, kurtulmak da kolay değildir. Bunu nasîhat olsun diye söylemiyoruz. Tecrübelere güvenerek söylüyoruz.
İffet, bir genç kızın veyâ kadının, değeri milyonlar eden, bir mücevheridir. Bu mücevheri ele geçirmek için, Allahü teâlâdan korkmayan her erkek bütün şeytânlığını kullanır. Ele geçirdikden sonra, maksadına erişmişdir. Artık o, mücevherlikden çıkmış, âdî bir taş olmuşdur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişde, erkek, bir nâmûs hırsızıdır. Kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.
alıntı
İFFET
31/8/2008 · Kategori: Kur__an-i Kavramlar
KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞI; NEFS VE ŞEYTAN
31/8/2007 · Kategori: Kur__an-i Kavramlar
Kuran'da insanlara bildirilen, kötülüğün iki ana kaynağı vardır. Bunlardan biri her insanın içinde bulunan ve kendisine sürekli olarak kötülüğü emreden "nefis"tir. Nefis durmaksızın verdiği telkinlerle insanları doğru yoldan uzaklaştırmaya ve onları felakete sürüklemeye çalışır. Kuran'da nefsin bu özelliği şöyle bildirilmektedir:
"(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..." (Yusuf Suresi, 53)
Nefsin destekçisi olan ve insanlara kötülüğü ve çirkin davranışları emretmekle görevli olan bir diğer varlık ise "şeytan"dır. Kuran'da şeytanın insanları yalnızca kötülüğe çağırdığı şöyle haber verilmiştir:
O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. (Bakara Suresi, 169)
Nefis ve şeytan, insanı kötülüğe sürükleyebilmek için hayatının son anına kadar ona karşı mücadele edeceklerdir. Şeytan bu mücadelesinde başarılı olabilmek için elinden gelen her yolu deneyecek, her türlü hileli yönteme başvuracaktır. Çünkü amacı, kendisi gibi insanları da cehennem azabına sürükleyebilmektir. Cehennem azabının kurtuluşu yoktur, bu azap sonsuza kadar sürecektir ve dayanılmaz acılarla doludur.
İnsanın kendisini büyük bir tehlikeye sürüklemeye çalışan şeytanın oyununu anlaması ve onun saldırılarına karşı bu dikkatle karşı koyması gerekir. Bunun için yapması gereken ise, şeytan hakkında en doğru bilgilerin yer aldığı Kuran'ı kendisine rehber edinmesidir. Allah Kuran'da şeytanın karakterini, amacını, insanlara karşı kullanacağı yöntemleri, bunların nasıl etkisiz hale getirilebileceğini insanlara bildirmiştir.
Şeytan hakkında bilinmesi gereken ilk şey ise, onun kendine ait müstakil bir gücü olmadığıdır. Tüm varlıklar gibi onu da Allah yaratmıştır. İnsanlara karşı kötülükten yana verdiği bu mücadele Allah'ın kontrolündedir. Allah dünya hayatında insanlardan hangilerinin güzel davranışlarda bulunacaklarının, hangilerinin ise kötülüğe meyledeceklerinin anlaşılması için böyle bir imtihan ortamı yaratmıştır.
Allah, bu imtihan ortamının bir gereği olarak, kötülüğe çağıran nefis ve şeytanın yanında insana her an doğruyu ilham eden "vicdan"ı yaratmıştır. Vicdan, nefsin tam tersine, şeytanın kışkırtmalarına karşı insana daima hak olanı söyler ve onu Allah'ın razı olacağı güzel davranışlarda bulunmaya teşvik eder. Dolayısıyla vicdanının sesine uyan kişi, kötülüğe çağıran nefsini ve şeytanı kolaylıkla etkisiz hale getirebilir. Allah Kuran'da bu gerçeği insanlara şöyle bildirmiştir:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
Şeytan hakkında bilinmesi gereken bir diğer önemli konu ise, onun "insanlar üzerinde zorlayıcı hiçbir etkisinin olmadığı"dır. Şeytanın vasfı, insanları sadece kendi yoluna çağırmak ve onlara bu yönde telkinlerde bulunmakla sınırlıdır. Kötülükten ya da iyilikten yana tavır koyma konusundaki seçimi ise tümüyle insanın kendi iradesindedir. Eğer iman eder ve Kuran ahlakıyla hareket ederse "Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur." (Nahl Suresi, 99) ayetiyle bildirildiği gibi şeytanı etkisiz hale getirmiş olacaktır. Bu durumda Allah'ın "... Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır." (Nisa Suresi, 76) ayetiyle bildirdiği gibi şeytanın düzeni bozulacaktır. Allah Kuran'da şeytanın samimi insanlara etki edemeyeceğini şöyle haber vermiştir:
Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım. Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç." (Sad Suresi, 82-83)
Eğer insan şeytana karşı Allah'a sığınıp, kendisine doğru yolu gösterecek olan Kuran'ı rehber edinmezse, bu durumda "Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir." (Nahl Suresi, 100) ayetiyle haber verildiği gibi, şeytanın etkisi altına girmiş olacaktır. Bu da onu dönüşü olmayan cehennem azabına sürükleyecektir.
Kuşkusuz böyle bir durum ile karşılaşmayı hiç kimse istemez. Bunun için yapılması gereken, şeytan hakkındaki tüm bilgileri Kuran'dan öğrenmek ve onun hileli yöntemlerine Kuran ile karşılık vererek, onun tuzağını bozmak olmalıdır.
« Önceki ::
Son Yazılarım
- new moon 2
- şiir âleminde küresel kriz
- Domuz gribi ekonomik sektör oldu
- Microsoft'tan virüs uyarısı
- İşte en tehlikeli bilgisayar virüsü
- Türkler, Kürtler, Çehov ve Apo (Ahmet Altan)
- CEM DAVRAN'DAN HÜLYA'YI ŞOKE EDEN SÖZ
- Yılmaz Erdoğan - Etme Şiiri Sözleri (Mevlana Şems in Gidişi)Et
- Domuz gribi aşısı olan dört İsveçli hayatını kaybetti
- Ekranda seksi ve türbanlı atışması
Kategorilerim
- Ayetler [Konulu Rehber]
- Haber
- İslami bilgiler ve yazılar
- Edebi Yazılar
- Siir
- Güzel sözler
- Aile
- Dua
- Kuran-i Kerim ve tefsir
- Kutuphane - Roportaj
- Anlama çabası
- Müzik
- Sinema & Festivaller, Belgesel ve Dizi
- Sosyoloji
- Felsefe / Düşünmek / Yaşamak
- ümit'in savruk kelimeleri
- Makale & Köşe yazıları
- Kur'an-i Kavramlar
- Psikoloji & Psikiyatri
- Musa ŞİMŞEKÇAKAN
- "Lâ"
- Şükrü HÜSEYİNOĞLU
- Akaid
- Tarih
- Biyografiler
- Sağlık
- Röportaj
Arkadaşlarım
- benpacella
- dildade
- unzilecekim
- elifnihal
- arzuzum
- esmaulhusnafaziletleri
- araf21
- sonsuzruh
- ezelinur23
- ilknurgultepe
- queenofspades
- zellankadef
- kelebeklersonsuzaucar
Etiket Bulutu
- Başörtünüzü Çıkarın Çıplak Oynayın (?) new moon 2 şiir âleminde küresel kriz Domuz gribi ekonomik sektör oldu Microsoft'tan virüs uyarısı İşte en tehlikeli bilgisayar virüsü Türkler Kürtler Çehov ve Apo CEM DAVRAN'DAN HÜLYA'YI ŞOKE EDEN SÖZ Yılmaz Erdoğan - Etme Şiiri Sözleri (Mevlana Şems in Gidişi)Etme Domuz gribi aşısı olan dört İsveçli hayatını kaybetti