Bülent Arınç: Biz neredeyiz darbeciler nerede...

7/5/2009 · Kategori: Roportaj

Bülent Arınç: Biz neredeyiz darbeciler nerede...

Hilmi Özkök ve komutanların 4 dakika süren ziyaretlerini anlatan TBMM eski başkanı Bülent Arınç; “Dönemin kara kuvvetleri komutanı, gitmeme konusunda bir numarayı ikna edemediklerin, gidelim çok kısa kalalım ve kapının önünde bir açıklama yapalım kararı aldıklarını söylüyor. Özkök'ü aşamamışlar. Geldiler, erken kalktılar. Biraz daha otursaydınız dedim, 'yarın MGK toplantısı var' dediler, kalktılar. Onlara gittiğimde teker teker bunun acısını çıkardım. Şener Eruygur iyileşirse anlatacağım çok şey var…” diyor.



MEHMET GÜNDEM / GÜNDEMDEKİLER
Şamil Tayyar, “AKP'de Ergenekoncular var mı?” sorusuna “AK Parti'de Ergenekon'la bağlantılı ve kapatma davası sürecinde korkarak tavır değiştirmiş 20 civarında isim var. Eğer kapatma kararı çıksaydı, çok ciddi istifalar olabilirdi. 60 civarında milletvekiliyle temas kurulduğunu duymuştuk” dedi…

Bunlar konuşuluyor, benim de bildiklerim var…

AK Partiyi bölme yönünde ciddi çalışmalar olmuş…

Partileri bölme, iktidarları alaşağı etme stratejileri Türkiye'de yeni değil. İktidar partisi yıpratılmalı, seçimle olmuyorsa başka projeler devreye girmeli, içlerinde ihtilafa düşmeliler, bazı adamlara el atılmalı, dosyalar devreye girmeli… Erkan Mumcu olayı böyledir, arkasından kimse gitmez diyordum ama gurup kuracak kadar insan topladı. Bu tür hareketler siyasi açıdan sonuç itibariyle neticesiz akıyor ama bir partiyi içeriden bölme açısından bir işlev yükleniyor. Abdullatif Şener örneği de var…

 

Bunlar konuşuluyor, benim de bildiklerim var…

AK Partiyi bölme yönünde ciddi çalışmalar olmuş…

Partileri bölme, iktidarları alaşağı etme stratejileri Türkiye'de yeni değil. İktidar partisi yıpratılmalı, seçimle olmuyorsa başka projeler devreye girmeli, içlerinde ihtilafa düşmeliler, bazı adamlara el atılmalı, dosyalar devreye girmeli… Erkan Mumcu olayı böyledir, arkasından kimse gitmez diyordum ama gurup kuracak kadar insan topladı. Bu tür hareketler siyasi açıdan sonuç itibariyle neticesiz akıyor ama bir partiyi içeriden bölme açısından bir işlev yükleniyor. Abdullatif Şener örneği de var…

 

Miting meydanlarında binlerce insanın içinden birisi bir saçmalık yapmış olabilir, pankarta açar, sizi halife de ilan eder, padişah ta, peygamber de... Hiçbir anlamı yok. Zorlama yorumlar, buradan kimse bir yere varamaz. Anayasada bunların hiçbir karşılığı yok…

Açılan kapatma davasında dosya çok mu güçlüydü ki…

Parti kapatma bir tarafa, dava açma konusu içtiğimiz çay kadar kolay. Bunun bir güvencesi olması lazım. Bir milletvekili hakkında dava açmak için bile dokunulmazlığının kaldırılması lazım ama bir siyasi partiye dava açmak için iki sayfalık kağıt yetiyor. Bunun için de bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var.

Hükümetin öncelikli gündeminde Anayasa var mı?

Öncelikli gündem bu, siyasi partileri güvenceye alacak bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var, fakat CHP ne der bilmiyorum…

Ak Parti iktidar olabildi mi?

Yaptıklarımıza bakarsak olmuş gibi… İki dönem yetmeyecek, Türkiye üçüncü dönem AK Parti iktidarını da görmeli…

Başbakan'ın danışmanları çok eleştiriliyor…

O kadar çok eleştiriliyorsa bari ben eleştirmeyeyim…

DÜRÜST YAŞAMAYA MECBURUZ

Ak Parti için korktuğunuz üç şey nedir?

Yeri geldikçe söylerim, mevki-makam, para ve ahlak dışı ilişkiler… Bu korkum hep var. İnsan fıtraten bu tür şeylere meyyaldir, sadece bizim partimizde değil, her partide, her toplulukta çürükler bulunur. Bunun yok olması mümkün değil, bunu asgariye indirmek lazım. Bu işin içine düşmüş insanları önemli mevkilerde tutmamak lazım. Ben bu zaafı yaşayanları biliyorum, çok şükür beni bundan mahrum etti. Meclis başkanı olduğumda ne koltuğumu değiştirdim ne de arabamı. Yeni meclis başkanı bir trilyon 350 milyon liraya bir BMV almış. Bunu benim sipariş verdiğimi söyleyenler oldu. Yalan…

Meclis başkanlığından inince ne yaptınız?

Eşimin Golf'u vardı onu kullanırım dedim, “bu sana göre değil hanım arabası” deyince sen kullanırsın ben yanda oturum dedim… Neyse Manisa'ya sık sık gitmemiz lazım, iyi bir araba olsun deyip beni Audi'ye ikna etiler. 102 milyar… O kadar para nerede. Bütün birikimimiz 60 milyar çıktı. Kalanı için kredi kulandım, hala ödüyoruz…

Bazı siyasetçiler, sizin partinizden de var, kısa sürede büyük paralara sahip oldular…

Bir milyon dolar konuşuluyor… Ben bugüne kadar yüz bin doları bir arada görmedim… İsteseydim olurdu ama biz dürüst yaşamaya mecburuz.

 

AK Parti için en büyük tehlike kendi içinden…

Çok doğru. Bu işlerin şaibesine bile imkan vermemek lazım… Biz 2001'de partiyi kurduğumuzda; dürüstlük, Türkiye için siyaset yapma özlemi o kadar aranır hale gelmişti ki, tavrımız, söylemimiz takdir gördü. Demirel'in meşhur aile fotoğrafı vardı, biz dedik ki “bizim aile fotoğrafımız farklı olmalı”. Seçimler geçince halk “biz sizin aile fotoğrafınızı sevdik” dedi. Bunu bozmamamız lazım. Son seçimlerde yolsuzluklarla ilgi konular bir kırılmaya yol açmış olabilir. Bu CHP ve diğer partilerin, hem adaylarını iyi seçmeleri, hem seçim stratejilerini laiklik, irtica, rejim tehlikesi değil, tamamen yolsuzluk, fakirlik ve bir takım suiistimaller üzerine kurdular. Dolayısıyla AK Parti'nin sermayesini çok iyi koruması lazım, o sermaye de itibarıdır, dürüstlüğüdür, mütevazılığıdır, halktan biri olmaktır… Sayın başbakanın 30 ramazan akşamı fakir sofralarına gönüllü olarak gittiğini biliyorum. Ben iki akşam gittim, üzüldüm dayanamadım gidemedim…

Başbakan duyarlı ve duygulu, halkın dilini biliyor ama üzerinde ağır bir yük var, bazen beklenmedik tepkiler de gösteriyor…

Sinirleniyor…

Belki o an gösterdiği tepkiden sonra kendisi de rahatsız oluyor ama…

Müşterek tepkiler veriyoruz, haksızlığa gelemiyoruz. Bazen tepkilerimiz çok aşırı olabiliyor, bunlara gülüp geçemiyoruz, sabırlı olamıyoruz...

En son kimi azarladınız?

Çok sık azarlamadığım için düşünmem lazım… Turgutlu'daki çiftçiden sonra biraz daha temkinliyim…

Partinizin Kürt politikasında bir sorun var mı?

Sayın başbakan ortaya koyduğu söylemde samimi, bir Kürt sorunu var ve çözmek lazım…

 

Öyle de bölgede DTP oylarını artırdı… Bunu nasıl izah ediyorsunuz?

DTP ve benzeri partiler eskiden de vardı, bundan sonrada olacaklar. Artık kanat getirdim, bu tür partilerin işlevsiz hale gelmesi, yok olması mümkün değil.

AK Parti'nin Diyarbakır'da kaybetmesi siyaset açısından bir şans gibi duruyor…

Kürtleri siyasete entegre etme imkanı açısından öyle görenler var, bunu bana Ahmet Türk de söylemişti…

Kürt siyasetçilere Ankara'da da biraz daha yumuşak davranmak gerekmez mi?

DTP o çizgideki partilerin kim bilir kaçıncısı, bizim arzu ettiğimiz bir çizgide siyaset yapmayabilirler ama bu bir varlık ve bunu kabul etmemiz lazım. Kürtçe TV ve kültürel hakların giderek genişletilmesi lazım. Bu siyasi yatırım olarak bakmıyoruz, bu bir haktır ve verilmesi gerekir, halk buldan memnun olsun, Türkiye'nin toplumsal barışan katkıda bulunsun istiyoruz.

Kürt kökenli vatandaşlardan aldığınız oy tatmin edici mi?

Daha fazlasını beklerken daha azını aldık. DTP Manisa'da da on bine yakın oy aldı. Bu siyasi düşünceye sahip olanlar her yerde partisine oy veriyor. Bizim en baştan “Diyarbakır'ı alacağız”, “Batman'ı alacağız” şeklindeki söylemlerimizi bölge halkı bir meydan okuma olarak algıladı, sinmedi ve meydan okumaya mukabele etti.

Bu bir hataydı…

Yapıldı ve tamir edilemedi… Bu AK Parti'nin söylemdeki bir eksikliği olabilir. Sen “alacağız” dediğinde o da “kaleyi vermem” der. Diyarbakır'ın kazanılması zaten zordu, bir takım söylem ve davranışlar bunu daha da zorlaştırdı.

İzmir'de de aynısı oldu…

Güneydoğu'da kimlik siyaseti varsa, İzmir'de de laiklik üzeriden bir kimlik siyasete yürütüldü. Buna rağmen Kürt yurttaşlarımızla AK Parti arasında birbirinden kopamaz bir ilişki kurulduğunu biliyorum.

 

Peki Cemil Çiçek'in, Ermenistan sınırına kadar geldiler açıklaması…

Kullanılmaması gereken bir söz. İstismar edilir, yanlış anlamalara kapı açar…

ERGENEKON DAVASI YÜZYILIN OLAYI

Ergenekon davası içinde ortaya çıkan ilişkiler, darbe planlar sizi de şaşırttı mı?

Yargı sürecinin başarı ile sonuçlanmasını bekliyorum. Türkiye'nin çok zor bir süreçten geçtiğini gösteriyor Ergenekon da gündeme gelen bilgi, belge ve ilişkiler. Fail-i meçhul cinayetlerden, darbe teşebbüslerine, toplumu birbirine kırdıracak hazırlıklara, anayasa mahkemesi üyesini eşinden tutun da çok üst noktalara kadar sirayet etmiş bir ilişkiler ağı var… Bunun deşifre edilmesi Türkiye'de son yüzyılın en önemli olayıdır. Bu yapının deşifre edilip yargılanması ile Türkiye'nin önü açılmıştır.

“İyi ki bu paşalarla savaşmamışız” dediniz, çok tepki aldınız mı?

Çok tebrik aldım… Herkes doğru söyledin dedi…

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak tarafından hukuk bilmemekle, askeri yıpratmakla itham edildiniz…

Ben asker çocuğuyum, TSK'yı yıpratmam. Ordu içinde muvazzaf veya emekli olanlardan yanlış işlere karışanlar varsa ayıklanmalı. Orduyu sevmek kimsenin tekelinde değildir.

Gürak'a cevaben, “Ben kimsenin emir eri değilim. Kimse bana hukuku öğretmeye çalışmasın” dediniz…

Bu ülkenin ordusunun görevleri bellidir. Kime karşı sorumlu oldukları bellidir. Biz askeri vesayet altında bir ülke değiliz. Sivilleri azarlamak ve üzerimizde demoklesin kılıcı gibi olmak olmaz. TSK tertemiz çocuklardan oluşmaktadır. Kimsenin bu kurumu yıpratmaya hakkı yoktur. Ancak bu kurumda görev yapmış bazı kişilerin, darbeye, karanlık ilişkilere, siyasete bulaşmış olmaları kabul edilemez Masumiyet karinesini biliyorum, bir zamanlar bazı masum insanları fişleyenlerin kim olduğunu da iyi biliyorum. Eski Genelkurmay başkanlarından birinin kasetleri ortada, ağza alınmayacak laflar var. Ben bir siyasetçiyim. Siyasetçi paspas değildir. Bunu herkes bilmeli…

TSK neden Ergenekon'a bulaşmış, yargılanan emekli paşalara sahip çıkıyor?

Dayanışma duygusu… Başka bir şey söylemem. Ama gittikçe demokratikleşiyoruz. Özkök Paşa, “genç subaylar demokrasiden yana” diye söyledi. Şimdi daha iyi anlaşıldı ki Hilmi Özkök Türkiye için büyük şansmış…

 

Sadece sevgim var…

 

Saadet Partisi için ne düşünüyorsunuz?

Saadetler diliyorum…

Çok mu uzaksınız…

Hayır ben onları seviyorum, onlar da beni seviyorlar. Erbakan hocamızın en çok sevdiği insanlardan biri olduğumu düşünüyorum. Ben iyi bir AK Partiliyim, onlar da iyi birer SP'liler. Aramızdaki gönül bağımını, siyasi düşüncelerimizde zaman zaman örtüşen hususları biliyorum. SP'nin Türkiye için gerekli olduğunu düşünenlerden birisiyim. Ama reel politikaya bakarsak, en azından çok yakın bir zamanda iktidar olmaları mümkün değil, bugünkü söylemleri bunu gösteriyor. Yıllardır birlikte olduğum, dürüstlüklerine, ahlakına, Türkiye sevgisine şahit olduğum o arkadaşlarımın bugün sadece sevgisini taşıyorum.

 

Türkiye için bir anlam ifade etmiyorlar

 

Siz de 28 Şubat'ın mağdurlarındansınız. Ergenekon'u 28 şubat'ın rövanşı görenler var… Rövanşist bir duygu var mı bu işte…

Yersiz, saçma bir düşünce… Kıvrıkoğlu 28 Şubat bin yıl sürecek diyordu, on yılı doldurmadan siyaseten bitti. 28 Şubat ne amaçla, kime karşı yapıldı. Balans ayarını tankla yapmaya kalkanlar şimdi neredeler. Balans ayarı sandıkla oldu. Ezilen, horlanan insanlar daha itibarlı ve siyaseten daha güçlü hale geldiler. Ben o zaman RP'li idim. 28 Şubat bana karşı da yapıldı. Yargıtay Savcısı “habis ur” diyerek dava açtı. Şimdi bu şahsın yüzüne bakan var mı? Onlar ancak kendileri bir araya gelip birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar.

Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un, darbe döneminde işkence görmüş Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesine katılmasının sembolik bir anlamı var mı?

Milletin katıldığı bir cenaze törenine askerin en yüksek temsilcisinin katılması önemli bir olaydır. Paşa nasıl bir mesaj vermek istedi bilemiyorum ama Türkiye geçmişi ile yüzleşmeli. Özür dilemek, yüzleşmek, o dönemlere reddiye olarak algılanır mı bilemiyorum, çok paşanın katılımı anlamlı…

Encümen-i Daniş için ne diyorsunuz?

İnsanlar yaşlanınca böyle olurlar. Bir örneğini biz mecliste de gördük. Her şeyi bildiğine inanan, Türkiye'yi biz yönetiriz diye düşünen insanlar, aleme nizamat vermek için bir araya gelirlerdi. Bu da onun gibi bir şey. İcrai bir yanı yok…

Kendilerini mi önemsiyorlar…

Öyle… Cindoruk olsaydı şaşırmazdım ama Necmettin Karaduman'ın Encümen'i Daniş içinde olmasına çok şaşırdım… Katılan insanlara bakıyorum, bunlar Türkiye için bir şey ifade etmiyor.

 

07.04.2009

 

 

 

 

 

 

 

 


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Bülent Arınç: Biz neredeyiz darbeciler nerede...

Wolverine'in sırları açığa çıkıyor!

6/5/2009 · Kategori: Roportaj

Wolverine'in sırları açığa çıkıyor!

Wolverine'in sırları açığa çıkıyor!

Seri boyunca, adının Logan olması dışında hiçbir şeyi hatırlamayan, sürekli olarak nereden geldiğini, köklerinin nereye uzandığını bulmaya çalışan Wolverine'in soruları artık cevapsız kalmayacak! Wolverine'i yaratan hikâyenin temellerini ve onu diğer güçlü mutantların karşısına çıkaracak güce nasıl sahip olduğunu öğreneceğimiz bu son filmi izlemeden önce işte size karakteri hayata geçiren Hugh Jackman ile yapılmış bir röportaj...
Kısaca filmin konusuna değinir misin?
Film her şeyin başlangıcına uzanıyor, X-Men filmlerinin asıl hikayesine iniyor ama aynı zamanda diğer filmleri hiç izlememiş olsanız bile anlayabileceğiniz ve çok keyif alacağınız bir yanı var. Başlı başına bir film olmasını istedik, tabi yine de önceki filmleri gördüyseniz ne ala... Wolverine'e dair gizemli bir yan hep olmuştur, çizgi romanda da filmlerde de böleydi. Geçmişi hakkında çok bir şey bilmezdik. Hafızasını kaybetmiş bir karakter, o yüzden de çocukluğuna dönmeye karar verdik. 9 yaşında yaşadıklarından başlayıp bugüne kadar olan yaşamını öne sürdük.
Wolverine karakteri kaç yaşında?
Kendi kendini iyileştirebilme yeteneğine sahi bir adamdan söz ediyoruz, yaşı da tam beli değil tabii ki. Ama en az 80 yaşında, belki daha da yaşlı, fakat yine de çok iyi görünüyor (güler).
Kişiliğini nasıl tasvir edersin?
Geçmişi oldukça yüklü ve kötü bir geçmişe sahip. Dıştan görünümü çok sert ve aklından ne geçtiğini anlayamıyorsunuz bu yüzden. Kalbini dışa yansıtan biri değil. Bu anlamda diğer film kahramanlarıyla (Han Solo -Star Wars; Mad Max; Kirli Harry gibi) benzer yanları var. Sağlam karakterlerden biri ve bu filme neden olduğunu daha da iyi anlıyorsunuz. Nereden geldiğini ve bugün geldiği noktaya nasıl geldiğini anlıyorsunuz. Bir yandan Wolverine'e dair tüm o esprili yan da var. Onu izlemekten hep keyif almışımdır çünkü sert ve aynı zamanda komik, karizmatik bir yanı var. Kadınlardan da hoşlanıyor üstelik. İyi birisi ama sevimli anlamında değil. Çok enteresan bir karakter çünkü üç boyutlu bir karakteri var.
Yönetmen Gavin Hood ile çalışmak nasıldı?
Mükemmel bir yönetmen. Hikaye ve karakterleri çok iyi anlıyor. Karakterin içinde olduğu duygusal yolculuğu çok iyi anlıyor ve ona dair tüm detayları bunun üzerine kurabiliyor. Yönetmenliği sayesinde karakterin tam olarak nasıl biri olduğunu anlıyorsun. Karşındaki karakter elinden bıçaklar çıkan biri olsa dahi, onunla bir bağ kurabilmenizi sağlayabilecek kadar iyi bir yönetmen. Empati kurduruyor.
Film ne derece zorlu oldu sence?
Zorlu bir işti, çok çalışmamız gerekti. Gavin gelip "Evet arkadaşlar, bu an itibariyle Wolverine'i bir üst noktaya taşıyacağız. Karakterini iyi anlamalı ve derinlemesine gitmeliyiz" dediğinde her anlamda daha çok çalışmamız gerektiği anlamına geliyordu bu. Filmi çekerken öyle anlar oldu ki Gavin bana gelip çekinmeden ve rahatlıkla "Hayır adamım, bu kadarı yeterli değil" diyebildi ve ben de "Biliyorum" dedim. Kameradan izleyen o olduğu için sonuna dek haklıydı. Bu anlamda tam bir koç gibidir, beni gerçekten zorladı ve destekledi.
Karakterin fiziksel güçlülüğü ve kaslılığı ile ilgili ne söyleyebilirsin?
Saçma gelecek ama senaryoyu okuduğumda karakter gözümün önünde canlanmıştı bile. Zaten aklımda canlandıramadığımı bir tiplemeyi oynayamam. BU son filmde, eski Xmen filmlerinden de fark yaratarak, seyirciye "Aman Tanrım, bu adam çıldırmış, tam bir hilkat garibesi. Bir nevi hayvan." diye düşünmelerini istedik. Görünümümün hoş olmasını da istemedim bir yandan. Hoş bir fiziğe sahip vücut geliştiriciler gibi görünmek istemedim Daha damarlı, hayvansı durmasını istedim çünkü Wolverine'nin kurttan dönüşme hayvansı yanı da çok önemli. CAPE FEAR'da Robert De Niro'nun performansını asla unutamam bu anlamda, büyük bir ilham kaynağıdır. Filmde bir yerde tshirt'ünü çıkarır ve "vay be" dersin. Biraz da korkarsın. İşte Wolverine'in de böyle görünmesini istedim. Ters bakarsan üzerine saldıracakmış gibi görünmesi lazım.
Filmdeki görüntüne kavuşmak için ne yaptın?
Avustralya'da Scott diye biriyle çalıştım, kendisi doğal vücut geliştirme şampiyonudur. Doğal diyorum çünkü bunu ancak doğal yolla yapma taraftarıydım. Hayatımda olup olabileceğim en çılgın şeklime kavuşmak için kolları sıvadım. Eğitmenim Scott da inanılmazdı. Bana gelip "Al bakalım işte diyetin" dedi, diyet çılgıncaydı (güler). Sabahın 4ünde uyanıp tuzsuz yumurta akı yiyordum çünkü tuzun beni şişireceğini söylüyordu. Sonra da "kahvaltına bayılacaksın çünkü kupkuru tost ekmeği yiyeceksin. Bütün gün boyunca alacağın tek karbonhidrat bundan ibaret" diyordu. Ben de bir süre sonra uyanıp kuru tostumu ve yumurta akını yemek için sabırsızlıkla bekler hale geldim. Sonra yeniden uyuyup, 6'da uyanıp tam bir öğün yiyordum. Günün kalanı da bu şekilde geçiyordu...hesaplanmış miktarda kalori alıp, bol bol balık, tavuk ve meyve yiyordm. Toplamda bir gün içinde 8 tavuk göğüs yemiş oluyordum. Film bittiğinde pizza yiyip biramı içerken inanın ki çok zevk aldım.
Wolverine serisinin ilk bölümü çekildiğinde, 4.de de yer alacağını düşünür müydün?
İçten içe devam etmesini her zaman dilersiniz ama olmasını beklemiyordum. İlk filmde, çizgi romandan dahi haberim yoktu. Ve Tanrı biliyor ki, bugün burada oturuyor olacağımı tahmin edemezdim o zamanlar. Bugün filmin 4. Bölümünde oynuyorum ve bundan halen çok memnunum...
*Röportaj filmin basın bülteninden alınmıştır.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : Wolverine'in sırları açığa çıkıyor!

« Önceki ::