"Lâ"

26/10/2009 - Domuz gribi aşısı olan dört İsveçli hayatını kaybetti

Kategori: Sağlık
Domuz gribi aşısı tartışmaları iki olayla yeniden tetiklendi. İsveç'te aşı olan dört kişi öldü, ABD'de bir kişi yürüme yeteneğini kaybetti.

Mücahid Yılmaz/ Almanya- Dünya Bülteni

Bir yanda ABD başkanı Obama ülkesinde domuz gribinden dolayı olağanüstü hal ilan ederken, diğer tarafta İsveç'te, aşı olan dört kişi, yan etkilerinden dolayı hayatını kaybetti.

Yapılan resmi açıklamaya göre, hayatını kaybeden dört kişinin ölüm nedeninin domuz gribi aşısı ile doğrudan alakalı olduğu tahmin ediliyor. İsveç'te iki hafta önce domuz gribi aşısı başladı ve bu dört vatandaş da aşı olanlar arasındaydı. Dört kişinin aşı olduktan sonra ölmeleri, Avrupa'nın diğer birçok ülkesinde olduğu gibi, domuz gribi aşısına olan güvensizliği İsveç'te de daha çok artırdı. İsveç'te şimdiye kadar domuz gribi virüsünden dolayı ölen sayısı ise sadece ikiydi.

İsveç'te domuz gribi aşısı sonrası ölen dört kişi, 50 ila 90 yaşları arasında ve ikisi erkek ikisi de kadın. İki hafta önce aşıları yapılan bu dört kişi kalp, yüksek tansiyon ve kas hastalıkları olan riziko gruplarındandı.

Yaz mevsimi başında İsveç, GlaxoSmithKline şirketinden katkı maddesi içeren Pandemrix domuz gribi aşısından, ülke nüfusunun iki misli, yani 19 milyon doz satın aldı. 500 bin dozu mahalli hastahanelere gönderildi. Şimdiye kadar kaç kişiye aşının yapıldığı resmen açıklanmadı. Ancak geçen hafta Perşembe gününe kadar 200 kişinin yan etkilerden dolayı doktor ve hastahanelere başvurduğu belirtildi. Bu kişilerden beşinde çok şiddetli allerjik reaksiyonların olduğu ve uzun bir hastahane tedavisi gerektiği tesbit edildi.

Domuz gribi aşısıyla ilgili tartışmalar sürerken, dün de ABD'de ilginç bir vaka ortaya çıkmış, genç bir kızın grip aşısı yüzünden yürüme yeteneğini kaybettiği duyurulmuştu.

The Sun gazetesi'nin haberine göre, 25 yaşındaki Jennings, aşı yapıldıktan sonra, yürümeye çalışırken kasılıyor ve birkaç saniye sendeledikten sonra yere düşüyor. Aynı kız, geriye doğru yürürken ya da koşarken ise hiç zorluk çekmiyor. Doktorlar milyonda bir görülen bu nörolojik hastalığın H1N1 aşısıyla tetiklendiği iddiasında.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/10/2009 - Kilolu çocukların kurtuluş reçetesi

Kategori: Sağlık
Kilolu çocukların kurtuluş reçetesi
Çocuklarımızın sağlığını tehdit eden obeziteden kurtulmak için bol bol meyve tüketimi öneriliyor.



Obezite çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalıklardan. Çocuk ve ergenlerde zayıflama güç bir süreç...

Dünyada 100 milyonun üzerinde çocuk obezite tehlikesi ve buna bağlı hastalıkların oluşturacağı risk faktörleri altında. Araştırmalar ülkemizde 20 yıl içinde ergenlerde obezite görülme oranın arttığını göstermektedir.

Çocuklarımızın sağlığını tehdit eden ve hızla yayılan hastalık karşısında ne yazık ki toplumdaki duyarlılık aynı oranda artış göstermemiyor.

MEYVE SEBZE TÜKETMİYORLAR

Obezitenin nedenleri arasında gösterilen Sedantri (hareketsiz) yaşam tarzı çocukluk çağında başlıyor. Çoğu zamanını televizyon ve bilgisayar karşısında geçiren çocuklar kadar arkadaşlarıyla buluşma noktası fastfood restoranları olan ergenler için de aynı durum söz konusu. Aynı araştırmalar özellikle ergenlerde sebze ve meyve tüketiminin hızla azaldığını gösteriyor. Bu durumda obezitenin bir diğer nedeni olan sağlıksız ve dengesiz, besin değeri düşük kalorisi yüksek beslenme kriterlerine uygunluk gösteriyor.

KATI DİYET UYGULANAMAZ

Kilo sorunu yaşayan çocuklarda zayıflama yetişkinlere oranla zor bir süreci kapsıyor. Öncelikle çocuğa gelişim çağında olduğu için katı bir diyet uygulanamaz. Çocuk ve ergen obezitesiyle mücadelede kilo fazlası olan çocukların gelişimlerine uygun kiloya ulaşmalarını sağlayacak beslenme programı büyük önem taşıyor. Ancak çocukların bir diyet programına sadık kalmaları ve kilo verdikten sonra devamlılığı güç olduğundan kilo fazlasıyla mücadelede destek bir program gerekli olmaktadır.

NASIL UYGULANIYOR?

Çocuk ve ergenlerde sağlıklı zayıflama için özel olarak uygulanan Pedipunktur tedavisi ayak tabanından akupunktur noktaları uyarılarak yapılan acısız ve yan etkisiz doğal bir yöntemdir. Ayak tabanında bulunan açlık merkezinin akustik dalgalar yardımıyla uyaran ve iştah kontrolü oluşturan tedavi sağlıklı kilo kaybı için çocuk ve ergenlerde uygulanan yeni ve başarı oranı oldukça yüksek tedavidir. Pedipunkturda kullanılan akustik dalgalar tedavinin acısız ve ağrısız bir yöntem olarak çocuklarda rahatlıkla uygulanabilir olmasına olanak tanıyor.

Kaynak: Bugün

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/10/2009 - MSG NEDİR?

Kategori: Sağlık


MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel

Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.

Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda

üreticil erinin bir çoğu MSG'yi karl ı olduğu için kullanıyorlar.

MSG ZARARLI MI ?

Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir
sistemi tahribatı ve

buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)

Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma
mekanizmasında bozukluk,

obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı, insülinde
artış, ve buna bağlı diyabet.

Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta

bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara
maruz kalıyor.


Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği

CİPS'lerde çok kullanılmakta. Hazır köfte harçları, Et suyu

tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri
bir çok üründe var.

Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.

Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri
insaf, merhamet

gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha
büyümektir.

Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.

Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.

Sadece maddesel tadıyla de ğil, görsel yollar ile de beyinlerimize
kazınır adeta.

Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya
tükettiğimizi görürüz.

Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz.
Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.

Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.

Olumsuz etkileri de cabası. bu mamull eri üretenler !....

Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.

Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirke tler türedi,

burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?

Ben henüz rastlamadım.

Gelelim genel sağlık boyutuna;

Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler,

çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar,
asabi çocuklar,

9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının

ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.

Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar. Hastalıkları
üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler.

Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan,
sakıncalı hazır gıdalara varana

kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun
ciddiyetini anlayabilenimiz var mı?

Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.

Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından,

yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.

Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli
olmasını istemezler.

Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü
kaynaklarıdır.

Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık
tehlikesi yaklaşan bir dünyada,

Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,

Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada
yaşadığımızı asla unutmamalıyız.

Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.

Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/10/2009 - Sezaryenle doğum genetik yapıyı bozuyor

Kategori: Sağlık

İsveçli biliminsanlarının, sezaryenle doğum konusunda yaptıkları araştırmaya göre, bu yöntemle doğan çocuklar ileride sağlık açısından sorunlar yaşıyor






Karolinska Enstitüsünde yapılan araştırma, sezaryen yönteminin neden olduğu genetik yapıdaki değişimin şeker, kanser ve astım hastalıklarının görülme riskini arttırdığını ortaya koydu.
Araştırma sırasında normal doğumla dünyaya gelen çocuklar ile sezaryenle dünyaya gelen çocukların kordon bağından alınan kan örnekleri laboratuvar ortamında tahlil edildi. Her iki gruptaki çocukların kanlarında bulunan alyuvarlarda farklılıklar olduğu, bu farklılığın da DNA’larda değişime neden olduğu belirlendi. 
Araştırmaya katılan doktorlardan Prof. Dr. Michael Norman, doğum ve stresin, bebeğin DNA yapısı ve bağışıklık sistemi açısından önemine vurgu yaparak, “Doğum sırasında bazı genler aktif, bazı genler pasif hale geliyor. Doğumdaki stres de bunu etkilediği için sezaryenle doğan bebeğin DNA’sı değişiyor. Araştırmalarda, sezaryenle doğan bebeklerde DNA değişiminden dolayı, bu bebeklerin kanser, şeker ve astıma yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğu ortaya çıkıyor’’ dedi.


AA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/7/2009 - “Erkek Erkeğe Sağlık Konuşuyoruz”

Kategori: Sağlık

25 il ve 13 ilçeyi dolaşan sağlık TIR’ında erkeklerin boy, kilo, bel çevresi, tansiyon, kan şekeri ölçümleri ile ereksiyon fonksiyon skorlaması yapıldıBuna göre, 3 erkekten 2’sinde sertleşme sorunu olduğu ortaya çıktı Sonuçlara göre İzmir, sağlıklı erkek kriterine en uygun şehir... Konya ise sıralamanın en sonunda yer aldı

Türk Androloji Derneği’nin Bayer firmasıyla gerçekleştirdiği “Erkek Erkeğe Sağlık Konuşuyoruz” tarama projesi sonuçlandı. 25 ilde yaklaşık 70 bin kişiye ulaşılan proje kapsamında 25 il ve 13 ilçeyi dolaşan sağlık TIR’ında erkeklerin, boy, kilo, bel çevresi, tansiyon, kan şekeri ölçümleri yapıldı. Ayrıca ereksiyon fonksiyon skorlaması yapıldı. Buna göre, 3 erkekten 2’sinde sertleşme sorunu olduğu, Türk erkeğinin ortalama 85 kilo olduğu ve boyunun da 175 santimetre olduğu belirlendi. 
Türk erkeğinin yüzde 75’inin tansiyonunun ise olması gereken değerden (120’ye 80) yüksek olduğu saptandı. Tarama sonuçlarına göre, İzmir, sağlıklı erkek kriterine en uygun şehir olarak belirlenirken, Konya sıralamanın en sonunda yer aldı. 



Proje 14 Ocak’ta başladı
Ortaköy Esma Sultan Yalısı’nda dün düzenlenen basın toplantısına Bayer Ülke Müdürü Dr. Sebastian Guth, Türk Androloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Önder Yaman, derneğin önceki başkanı Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Bayer Erkek Sağlığı Direktörü Dr. Oğuz Mülazımoğlu ve Bayer Erkek Sağlığı Ürün Müdürü Sinan Aktan katıldı. 14 Ocak’ta başlayan projenin sonuçların açıklayan eski Türk Androloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, projenin amacını, “Erkeklerin, sertleşme sorunu için risk faktörü olan hastalıklar açısından değerlendirilmesi” olarak özetledi. Kadıoğlu, obezite ve metabolik sendrom açısından bel çevresi ve vücut kitle endeksinin ölçüldüğünü, şeker hastalığı açısından kan şekeri tahlillerinin yapıldığını, yüksek tansiyon açısından tansiyonlarının ölçüldüğünü anlattı.

Penis erkek sağlığının barometresi
Projenin Türkiye’de erkek sağlığı alanında yapılan en büyük tarama ve bilinçlendirme projesi olduğunu vurgulayan Kadıoğlu, 15-82 yaş arası toplam 66 bin 670 erkeğin sağlık kontrollerinin yapıldığı proje boyunca “penisin erkek sağlığının barometresi olduğu”nun vurgulandığını kaydetti.

Sertleşme sorunu en az İzmir’de 
Daha önce yapılan çalışmalarda sertleşme sorununun yüzde 69 olarak saptandığını, bu projede de yüzde 67 olarak belirlendiğini açıklayan Kadıoğlu, “Sağlık kontrolünden geçirilen erkeklerin yüzde 67’sinin sertleşme sorunu yaşadığını tespit ettik. Verilere göre sertleşme sorunu en az İzmir’de, en fazla Konya’da görülüyor. İzmir’i, Antalya, Trabzon, Çanakkale ve İstanbul izliyor. Konya’yı ise, Gaziantep, Adana, Kayseri ve Şanlıurfa izliyor” dedi. 
Projede ereksiyon sertlik derecesi de 17.28 değeriyle Türkiye ortalamasının altında çıktı (olması gereken değer 22-25). İzmir 24.11’lik değerle ereksiyon sertlik derecesi en yüksek il olurken, Konya 10.4 değerle en düşük il olarak belirlendi. 

Kilo şampiyonu Konya 
En kilolu erkeklerin bulunduğu ilin 95.33 kilogramla Konya olduğunu ve bunu 93.31 kilogramla Gaziantep ve 91.13 kilogramla Adana’nın izlediğini anlatan Kadıoğlu, İstanbul’un 89 kilogramla en kilolu beşinci il olduğunu belirtti. 
En zayıf erkeklerin 75.46 kilogramla Antalya’da yaşadığını ve bunu 76.56 kilogramla Trabzon ve 78.3 kilogramla Mersin’in takip ettiğini belirten Kadıoğlu, en uzun boylu erkeklerin İzmir’de (181 santimetre), en kısa boylu erkeklerin ise Trabzon’da (168 santimetre) yaşadığını kaydetti.

Erkeklerin yüzde 92’si obez ya da kilolu
Bel çevresi ölçümlerinde Türkiye ortalaması ise 97.82 santimetreyle olması gereken değerin çok üzerinde çıktı (Olması gereken değer, 70-93 santimetre). Konya 108 santimetreyle en geniş bel çevresinin belirlendiği il olurken, Antalya 85 santimetreyle bel çevresi en dar il oldu. Konya’yı Adana ve Kayseri illeri takip ederken, Antalya’yı Trabzon ve Zonguldak izledi. 
Sağlık taramasından geçirilen erkeklerin vücut kitle endeksine göre yüzde 60’ının obez, yüzde 32’sinin kilolu ve sadece yüzde 8’inin normal olduğu bildirildi. Prof. Dr. Kadıoğlu şunları söyledi:
“Bu verilere göre sertleşme sorunu, bel çevresi ideal sınırların üzerinde olan erkeklerde yüzde 12, tansiyonu ideal sınırların üzerinde olan erkeklerde yüzde 20, tokluk kan şekeri ideal sınırların üzerinde olanlarda yüzde 20 daha fazla görülüyor. Obez erkeklerde de sertleşme sorunu yüzde 15 daha çok görülüyor.”
İstanbul tüm sıralamalarda beşinci
İllere göre dağılımda İstanbul, kilo, bel çevresi, vücut kitle indeksi ve ereksiyon sertleşme derecesi skorunda Türkiye genelinde beşinci sırada yer aldı.


İşte Türkiye ortalaması 
- Türkiye’de erkeklerde ortalama kilo 86.44 kilogram
- Ortalama boy 174.9 santimetre
- Ortalama bel çevresi 97.82 santimetre (olması gereken değer 70-93)
- Ortalama yüksek tansiyon 123.88 (olması gereken değer 120 mmhg)
- Ortalama tokluk şekeri 117.12 (olması gereken değer 140 mg/ml)
- Ortalama vücut kitle endeksi 33.72 (olması gereken değer 25 ve altı), 
- Ortalama ereksiyon sertlik derecesi 17.28 puan (olması gereken değer 22-25 puan)









Ayşegül Aydoğan Atakan

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dark-Angel.jpg "İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için yaparlar"

Kategorilerim

  • "La"
  • Aile
  • Akaid
  • Anlama çabası
  • Ayetler [Konulu Rehber]
  • Biyografiler
  • Dua
  • Edebi Yazılar
  • Felsefe / Düşünmek / Yaşamak
  • Güzel sözler
  • Haber
  • Kur'an-i Kavramlar
  • Kuran-i Kerim ve tefsir
  • Kutuphane - Roportaj
  • Makale & Köşe yazıları
  • Musa ŞİMŞEKÇAKAN
  • Müzik
  • Psikoloji & Psikiyatri
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Siir
  • Sinema & Festivaller, Belgesel ve Dizi
  • Sosyoloji
  • Tarih
  • İslami bilgiler ve yazılar
  • Şükrü HÜSEYİNOĞLU
  • ümit'in savruk kelimeleri
  • Bağlantılarım

    İLMİHAL I - II
    al-islam
    fikriyat
    Osmanlıca
    Felsefe
    Doğu Edebiyatı
    Körpe Kalemler
    Bilim
    Arapça Öğreniyorum
    Kur'an-i Hayat [Hayatın inşası için]
    Kur'an Nesli
    Ten Kafesi
    Otuzuncu Harf
    Kongre, sempozyum ve seminer takvim sitesi
    Evliliğe İlk Adımı Atarken :)
    Kurtuba Dergisi [ Özgürlüge...]
    Müsvedde
    Herkül
    Yeni Ümit [Dini Ilimler ve Kültür Dergisi]
    Cemaat
    RuZiGaR
    gitarTELİ
    Loreena Mckennitt
    Asude (zehra Öztürk) Tezhip Sanatı

    ...

    Kısa mesaj...

    İlgili aramalar: müzik - yılmaz erdoğan etme -  yılmaz erdoğan -  etme -  mevlana