EbuZer

2010-06-23 22:32:00

 

 

İÇİNDEKİLER
Ali Şeriati
Yayıncının Notu
Üçüncü Baskıya Önsöz
İkinci Baskıya Önsöz
Birinci Baskıya Önsöz

BİRİNCİ BÖLÜM
Bir Nur Şimşeği
Ebuzer'in Öfkesi
Gün Doğdu
Akrabanın Yaptığını Akrep Yapmaz
Yesrib Müslüman Oluyor
Allah'ın Mağfireti Gıfâr'ın Üstüne Olsun
Yesrib'e Doğru
Ehl-i Suffa
Tavsiye
Mekke'ye Doğru
Melekler Âleminde
Ebuzer Olmalı
Müjde
Ayrılık
Ebû Bekir
Fitne Kilidi
Muhaddis Ebuzer
Devrimci
Sosyalist
Sürgün
Rebeze'de

İKİNCİ BÖLÜM
Bir Kez Daha Ebuzer
Bir Kez Daha Ebuzer
Bir Kez Daha Ebuzer - Sahne
Bir Kez Daha Ebuzer (Konferans)

EKLER
Ek-1 - İslâm'ın Muhafazakarlaştırılması Ve Sağa Kayması
Ek-2 - 3. Halife Osman bin Affan Dönemi Servet Dağılımı
Ek-3 - 3. Halife Osman Dönemindeki Sınıf Uçurumu
Ek-4 - Hz. Osman Dönemi'ni Değerlendiren Bazı Tarih Kaynakları Ve Araştırmaları Listesi

 

 

------------------------------------------------------------------------

 

 

 

Yazan: Rufi TİRYAKİ
Yazı Kaynağı: Eski Yeni Dergisi (eskiyeni.biz)

Ali ŞERİATÎ Külliyatı'nın üçüncü kitabı olarak yayımlanan metni Mısırlı yazar Abdulhamid Cevdet es-SEHHâr'a ait olan ve Ali ŞERİATÎ'nin (1933-1977) bir tür "çeviri-yazım" usûlü ile Fars diline aktardığı bu eseri de Abdullah YEGİN tercüme etmiştir ve 'İslam tarihinde hayatı karanlıkta kalmış olan' Ebû Zer'in hayat hikâyesini konu edinmektedir.

ŞERİATÎ'ye göre ancak ideoloji büyük insan üretir. Tarihte yeni bir toplum ve yeni bir hareket oluşturan şey, inanç doğuran ideolojik harekettir. İsimsiz, imansız ve yarı vahşi bir insanı, mesela Cündeb-i Cünadeyi, Ebû Zer'i gıfârî yapabilmek, her hareket ve ekole nasip olmaz.

"Din, içinde gerçek inanç üretilen bir fabrikadır." diyen ŞERİATÎ'ye göre Ebû Zer'de bu fabrikanın en yüksek ürünüdür. Peki neden Ebû Zer de bir başkası değil sorusu, kitabın varlık nedenini anlamayı sağlayacak bir sorudur.

ŞERİATÎ'nin, ömrü boyunca takip ettiği Ebû Zer'i örnek olarak öne çıkarmasının arka planında, şahlık rejimi, eylemlilik ve direniş ruhu yatmaktadır. Ebû Zer'in örnekliği Ali ŞERİATÎ'nin karakterinin oluşumunda büyük bir etkiye sahip olmuştur.

Ebû Zer eşitlik, kardeşlik, adalet ve özgürlük vaaz eden, bağlı, sadık, meydan okuyan, devrimci Müslüman için bir işaret bir semboldür.

Ebû Zer, Hz. Peygamber (s) 'in eşitlikçi ve kardeşliğe dayalı İslam'ından tüm sapmalara karşı direnen adil ve sorumlu Müslümandır.

Ebû Zer büyük bir inkılapçıdır; soyluluğa, baskıya, zorbalığa, adam kayırmacılığa, yoksulluğa ve imtiyaza karşıdır.

Çağdaş bir Ebû Zer olan Ali ŞERİATÎ'nin bu kitabı, merhametini yitirmiş bu çağın vicdanı olan ahlak erleri için...

---------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Düşmanlarım beni tüm zamanların açlarının çehresinde tek tek görmüyorlarsa çoktan ölmüşlerdir.

 

  

 

 

Zulüm gecesinin cahiliyyet karanlığında seher bambaşka bir güneşin doğuşuna hazırlanıyordu. Cihan, fırtına öncesi sessizlikte ve tarih büyük bir ayaklanma endişesinde; yeryüzü tanrılarına ve gölgelerine ve ayetlerine karşı: Gökyüzü tanrıları. Şirk!

 

İrade gölgesi düşen vicdanların ve adeta namusla ortaya çıkan fıtratların derinliklerinde hayret verici farklılaşmalar meydana geliyordu. Yalnız kalmış ruhlar –ki “Tufan”ı önceden “hisseden” ve gecikmeden topraklarından hicret eden yırtıcı kuşlardaki koku alma özelliği ya da depremden hemen önce ayaklanıp dizginlerini kopararak eğersiz ve bineksiz, sahibinin evini terk edip çöllere düşen uyanık atlardaki esrarengiz içgüdüye sahiplermiş gibi- hissediyorlardı ki “bir şeyler oluyor”, “Büyük şeyler!”

 

Bazen bir can, bir cihandır ve bazen bir fert, tek başına bir toplum.

 

 

.......

 

 

 

Fakirlik ve mahrumiyeti dinle açıklayan mahrumlar, ilk kez Ebuzer’den şunu öğreniyorlardı:

 

“Ne zaman yoksulluk bir kapıdan girerse, din başka bir kapıdan çıkıp gider!”

 

......

 

Aylar geçti. Yoksulluk arttı, açlık daha da küstahlaştı. Hayvanları tek tek telef oldu ve Ebuzer’le ailesi çölün yalnızlığında ölümle yüzyüze geldi.

 

Kızı öldü, sabretti ve “Allah yolunda saydı.” Bir süre sonra açlık kurdu oğluna saldırdı. Sorumluluk duygusuna kapıldı. Medine’ye geldi. Osman’dan kestiği maaşını talep etti. Osman cevap vermedi. Eli boş döndü. Oğlunun cenazesi soğumuştu. Onu elleriyle defnetti.

 

Ebuzer ve Ümmüzer yalnız kaldılar!

 

Yoksulluk, açlık ve yaşlılık Ebuzer’i çok zayıflatmıştı. Bir gün artık son anlarını yaşadığını hissetti.

 

Açlık zorluyordu. Ümmüzer’e: Kalk, çölde dolaşalım, biraz ot bulup açlığımızı gideririz. Karı-koca ne kadar aradılarsa da bir şey bulamadılar. Dönüşte Ebuzer tüm gücünü yitirdi. Ölümün gölgesi çehresine inmişti. Ümmüzer ona seslendi:

 

- Sana neler oluyor Ebuzer?

 

- Ayrılık yakındır! Cenazemi yolun kenarına bırak ve yoldan geçenlerden defin işinde sana yardım etmelerini iste.

 

- Hacılar gitti. Kimse yoldan geçmez.

 

- Olsun! Kalk ve şu tepeye çık, benim ölümümde birileri hazır olacak.

Ümmüzer tepeden üç kişinin uzaktan geçtiğini gördü. İşaret verdi. Yaklaştılar.

 

- Allah sizi bağışlasın, burada bir adam ölüyor. Onu defnetmekte bana yardımcı olun ve karşılığını Allah’tan alın!

 

- O kimdir?

 

- Ebuzer!

 

- Peygamber’in dostu Ebuzer mi?

 

- Evet!

 

- Anne babamız sana feda olsun ey Ebuzer!

 

Başına geldiler. Hâlâ yaşıyordu. Onlardan şunu istedi: Hanginiz devlet adamı, casus ya da askerse, beni gömmesin. Eğer benim ya da karımın bir parça kumaşı olsaydı, onunla kefenlenirdim.

 

Sadece Ensar’dan bir genç serbest meslek sahibiydi. Şöyle dedi: Şu yanımdaki kumaşı annem örmüştür. Ebuzer ona dua etti ve o parçayla kendisini kefenlemesini istedi.

 

İçi rahatladı. Her şey sona ermişti. Gözlerini yumdu ve bir daha açmadı. Yoldan geçenler Rebeze çölünün sıcağında onu defnettiler. Ensarlı genç, mezarı başında durdu ve dudak altından söylendi:

 

Allah Resulü doğru söyledi.

 

“Yalnız yol alır,

 

yalnız ölür

 

ve yalnız yerinden kaldırılır!”

 

 

 

29
0
0
Yorum Yaz