İSLÂMCILAR İÇİN AHMET ALTAN İLMİHALİ...

2010-06-01 13:39:00

 

Yazar Editör Amca   
 
Pazar, 23 Mayıs 2010 02:05
 
İslâmcılık konusuna iyiden iyiye kafayı takmış durumdayım. Liberalizmin yeni bir uzantısı sanki. İlmihalden kopuk, kitabına saygısız, kendi menfaatlerine zarar vermeden ayet yorumlayan ve kuş kafasıyla bizlere Kuran okuyup İncil anlatan ucibik insanların içinde kafayı üşütmek üzereyim.
Aydınlık yüzlerinde insan olamamanın hüznünü göremiyorum. Onlara bakınca gözlerim kamaşıyor. İçlerine girdiğim birkaç gün oturduğum zaman dünyaya şaşı bakıyorum. Ben, Erzurum ve Karslıları nerede görsem tanırım, çünkü onlar kaşlarını çatıp gözlerini kısarak bakarlar dünyaya… Neredeyse yıl boyu yağan kara bakarak yürümek zordur. Kara bakarken ufka kadar bembeyaz olan bir coğrafyada güneşin ışıkları fena halde yansır gözlerine… İşte ben, böyle bakıyorum Müslümanların aydınlık yüzü olan İslâmcılara… Batının, medeniyetin, bilimin, felsefe ve estetiğin ışığını yansıtırlarken bizi sinirlendiriyor, körleştiriyorlar…
Müslüman, bir çift yeni ayakkabı aldığında daha ona kimse soru sormadan onu niçin ve nasıl aldığını anlatmak için çabalardı eskiden. Bunlar Jeeplerinin, villalarının hesaplarını bile vermiyor, “hayırlı olsun”a gitmeyenlere küsüp darılıyorlar. Bizi kurtaracak olan bedevi ruhundan tiksiniyorlar, sigaraya kokusu için karşı çıkıyorlar, düne kadar karşı çıktıkları Avrupa’nın Bürüksel Lahanası’nı sofralarından eksik etmiyorlar. Duanın adı “Yoğunlaşma” oldu, tövbeye “Prensip” ve “İnşallah”a “Umarım” diyorlar. Rafları dünya klasikleriyle dolu, arabaları, yazlıkları ve kafelerinde “Farıd Farjah” çalıyor, yazarlarında “Edward Sait” tripleri var, umreden dönenler yıllarca Arapları eleştiriyor, oranın otellerini, kötü hizmetini konuşuyorlar… Birbirlerini alnındaki seccade izlerinden tanımaları gereken bu adamlar artık ne yazık ki karşılaştıklarında birbirlerini alınlarındaki kara lekelerden tanıyorlar.
İlmihali kaybettik, dekor gitti, bir adamla üç ay yaşamadan Müslüman olup olmadığını anlayamıyoruz, çünkü tipimiz kaydı, dilimiz gitti. Güzel Türkçemizden bir kelime gidince yaygarayı basan sözlük puştları her gün modern dünyada bir ayetin işlevini yitirdiğini, yok olduğunu, etkisiz kaldığını görünce neden seslerini çıkarmıyorlar. Ayetlerin törpülenip eridiği bir yerde yitirdiğimiz Türkçe kelimelerin ne önemi var. Keşke Allah’ın ayetlerine sadık kalsaydık da hepimiz Fransızca konuşsaydık, ne zararımız olurdu sanki?
Bir Ak Merkezimiz olmadığı için kozmetiğe Avon Katalogu’ndan ulaşıyoruz. Avon Katalogu kutsal bir kitap gibi elden ele, çantadan çantaya dolaşıyor, her gün müritlerine vird dağıtıyor, Avon Cemaati günden güne büyüyüp serpiliyor, maşallah diyelim…
Sakallı, tespihli bir Müslüman görünce kaçan bu nonoşlar kalıbımı basarım ki Ahmet Altan İlmihal yazsın baş tacı edecekler. Zaten son dönem yazılan ilmihaller insanı rahatlatmaya yönelik, artık eskiden olduğu gibi ilmihal okuyunca ruhumuz daralmıyorJİlmihalciler Allah’ın yerine bizleri bağışlıyor cehennemden kurtarıp cennete koyuyorlar. Bir maşallah da onlara diyelim…
Bizi kendimizle barıştıran, arındıran, aklandıran her insan şeytandır. Pişman olamıyor bu yüzden de tövbe edemiyoruz. Pişmanlıklarımızı ilahiyatçılar, kişisel gelişimciler ve psikologlar üç kuruş para karşılığı engelliyorlar. Yanlış yapınca yüzümüze tüküren bir Allah’ın kulu kalmadı. Niçin? Çünkü yüzümüze tükürecek kadar temiz kalabilmiş bir adam yok. İşte bizler şerefsizlik ettiğimizde yüzümüze gülenlerin değil, yüzümüze tüküren, apartmanımızdan kovan adamların arkasından gitmeliyiz. Kimse evliya, şeyh aramasın. Yüzünüze tüküren ilk insanın arkasından gidin, o sizin şeyhinizdir!
İslâmcılar Farid Farjah çalan kafelerde kızlı erkekli satranç oynuyorlar. Satranç bir strateji oyunudur. “Ben bunu yaparsam, o şunu yapar ve ben ona böyle ederim” tarzında kuruntulardan ibarettir. Satranç oynarken Şahı korumaya meyillenen insanlar kaldırımda açlıktan bayılan piyonları bir daha göremiyorlar… Farid Farjah dinlerken satrancındaki hamlesini düşünen ve bu esnada nargilesini içen keçi sakallı, fularlı nonoş tipler ezan sesi duyduklarında birkaç saniye bacak bacak üstüne atmayarak ibadetlerini etmiş oluyorlar. Artık ezanlar onları korkutmuyor, ezanlar halen fukara Müslümanların sırtında patlıyor kırbaç gibi…
Sabah yiyecekleri ekmeği düşündü diye uzun emel suçlamasıyla utanan sahabenin aksine şimdikiler domuz gibi oldukları halde “Çek Ap” yaptırıp önlerindeki yılları garantiye almaya çalışıyorlar.
İnziva yok, uzlet yok… Sosyalleşmek maksadıyla kızlarımız fahişe erkeklerimiz godoş olacaklar… Dünyaya, çağa, zamana, kente entegre olmanın kandırmacasıyla süslenip püslenip sokağa çıkıyoruz.
Babalar, kızlarına “Rızık Allahtan’dır” öğüdünü verdikten sonra onların iyi bir üniversite bitirmeleri için yalvarıyorlar: “Kızım, rızık Allah’tan ama iyi bir diplomayı cebine koy, eğer evleneceğin adam kötü çıkarsa kahrını çekmezsin, hatta iyi çıksa bile daha rahat yaşarsınız…” Bu yüzden kadınlarımız anne olamıyorlar. Kadının diplomasını gören Erkeklerimiz aynı gün hadımlaşıyorlar. Diplomasını kalkan gibi kullanan bir kadınla yaşayan erkeğin tüyleri dökülür, yalan mı?
İslamcıları anladık, öyleyse şimdi mümin kime denir? Onu tanımlayalım isterseniz… Mümin, SSK ve BAĞKUR’u da olmadan yaşayabilen, hukuka, patente değil kul hakkına inanan ve ezandan korkan adama denir. J
Sizin de gözleriniz kamaştı değil mi? Hepimiz Erzurumluyuz, hepimiz şaşı bakacağız bu beyaz kardan adamlara…
 


3
0
0
Yorum Yaz