1 Takipçi | 2 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (512)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (1)

the twilight saga ECLIPSE

2010-07-05 09:19:00

Stephenie Meyer’ın fenomen haline gelen başarılı kitap serisinden uyarlanan Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma’da Bella Swan (Kristen Stewart), Seattle’ın gizemli ölümlerle çalkalanması ve kinci bir vampirin intikam almaya devam etmesiyle kendisini yine tehlikenin tam ortasında bulur. Tüm bunların ortasında bir de Edward Cullen (Robert Pattinson)’a olan aşkıyla arkadaşı Jacob Black (Taylor Lautner) arasında bir seçim yapmak durumundadır — tabii vereceği kararın vampirlerle kurt adamlar arasında asırlardır varolan kavgayı ateşleyebileceğinin farkındadır. Mezuniyeti hızla yaklaşırken Bella birden fazla karara sahiptir: yaşam ya da ölüm...   ... Devamı

aşk-ı, hürrem

2010-07-01 16:25:00

aşk-ı, hürrem Devamı

EbuZer

2010-06-23 22:32:00

    İÇİNDEKİLER Ali Şeriati Yayıncının Notu Üçüncü Baskıya Önsöz İkinci Baskıya Önsöz Birinci Baskıya Önsöz BİRİNCİ BÖLÜM Bir Nur Şimşeği Ebuzer'in Öfkesi Gün Doğdu Akrabanın Yaptığını Akrep Yapmaz Yesrib Müslüman Oluyor Allah'ın Mağfireti Gıfâr'ın Üstüne Olsun Yesrib'e Doğru Ehl-i Suffa Tavsiye Mekke'ye Doğru Melekler Âleminde Ebuzer Olmalı Müjde Ayrılık Ebû Bekir Fitne Kilidi Muhaddis Ebuzer Devrimci Sosyalist Sürgün Rebeze'de İKİNCİ BÖLÜM Bir Kez Daha Ebuzer Bir Kez Daha Ebuzer Bir Kez Daha Ebuzer - Sahne Bir Kez Daha Ebuzer (Konferans) EKLER Ek-1 - İslâm'ın Muhafazakarlaştırılması Ve Sağa Kayması Ek-2 - 3. Halife Osman bin Affan Dönemi Servet Dağılımı Ek-3 - 3. Halife Osman Dönemindeki Sınıf Uçurumu Ek-4 - Hz. Osman Dönemi'ni Değerlendiren Bazı Tarih Kaynakları Ve Araştırmaları Listesi     ------------------------------------------------------------------------       Yazan: Rufi TİRYAKİ Yazı Kaynağı: Eski Yeni Dergisi (eskiyeni.biz) Ali ŞERİATÎ Külliyatı'nın üçüncü kitabı olarak yayımlanan metni Mısırlı yazar Abdulhamid Cevdet es-SEHHâr'a ait olan ve Ali ŞERİATÎ'nin (1933-1977) bir tür "çeviri-yazım" usûlü ile Fars diline aktardığı bu eseri de Abdullah YEGİN tercüme etmiştir ve 'İslam tarihinde hayatı karanlıkta kalmış olan' Ebû Zer'in hayat hikâyesini konu edinmektedir. ŞERİATÎ'ye göre ancak ideoloji büyük insan üretir. Tarihte yeni bir toplum ve yeni bir hareket oluşturan şey, i... Devamı

Parti Binası Olan Camiler ve Bir Dünya Tasavvuru

2010-06-15 20:45:00

Hitler Almanya’sında Nazilere destek vermiş olan büyük kitleler, savaşın ardından Nazilerin ortaya çıkan pisliklerini duyunca inanamamışlardı. Onlar yüksek yoğunluklu Nazi propagandası eşliğinde balolarla, şölenlerle oyalanırken milyonlarca insan gaz odalarında, toplama kamplarında can verdi. Tüm bu ve benzer pislikler hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gözler önüne serildiğinde ancak insanlar olan biteni idrak edebildiler. O zaman da Nazi olduklarını inkâr etme yoluna gittiler. Artık Nazi olmak pek itibar getirmiyordu zira. Dünyanın bu genel cinnetinde Almanya yalnız değildi: Rusya’da Stalin ”Bir kişinin ölümü trajedidir. Bir milyonunkiyse sadece istatistik” diye haykırıyordu. Çin’de ise Mao “Açlıktan ölüyorlarsa, daha sıkı çalışsınlar” sözleriyle insana verdiği önemi(!) vurgularken, İspanya’nın Francosu da Faşizmin bir din olduğunu, XX. asrında tarihe bir faşizm çağı olarak geçeceğini ilan ediyordu. Haksız da sayılmazdı. Peki ya Türkiye? Türkiye’de de liderler tıpkı sevimli(!) çağdaşları gibi ülkelerine ve milletlerine yeni bir form vermekle meşguldüler. (reform) Yazıdan kıyafete hatta müziğe kadar her şey değiştirildi. (Tabii ki üzücü ama gerekli idamlar eşliğinde) Geçenlerde Bugün gazetesinden Erhan Afyoncu’nun yazısı tam da bu konuların bir örneğine değinmiş: Cumhuriyet döneminde kapatılıp, depo, lokal ve hatta CHP parti binası yapılan camilerden bahsediyor. ( Bu ugulama da reforma dahildi tabii:İbadet dediğin kişisel bir eylemdi ve evde yapılması daha çağdaş ve şık olurdu) Mehmed Şevket Eygi ‘nin kaleme aldığı "Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı" adlı kitaptan alıntılar eşliğinde güzel bir yazı olmuş. Yazı bana daha evvel bir CHP’li arkadaşla... Devamı

PSÖDO ETKİLER

2010-06-12 08:16:00

MUSA ŞİMŞEKÇAKAN   türkülere şarkılara, ağıtlara, manilere bakıyorum. hep yolu beklenen, yolunda ölünen,  delicesine sevilen,  ya da sitemle, nazla, olmadı hakaret ve haykırışla reddedilen,  bir aşk ve âşık var. bütün bunları bir senaryo, bir roman, bir hikâye yapsam,   kendimi koyacağım yer bulamıyorum.   bulsam orada mevcut halimle duramıyorum.   durabilsem karşımdakileri beğenmiyorum.   bir insan bu kadar mı sever,   deli olur da birine böylesine bağlanır.   yatağa girince bittiğine bakılırsa,   aşk insanın kendine tapınmasından başka nedir?   yaptığı fedakârlıkların karşılığını beklemekten başka.   nasıl bir korkaklıktır bu?   yalnız kalma korkusuyla insanı bağımlı hale getiren.   ve ne zaman vazgeçecek insan,   bu kadar fazla kendini sevmekten.   içki, kadın ve aşk içeriğine bu kadar mahkûm bir toplum nasıl olur?   tellerden, borulardan, derilerden çıkan sesler nasıl bu kadar etkili olabilir?   binleri, yüz binleri toplarda her şeyin önüne geçer de,   sevince, üzüntüye, gama, kedere bu denli tercüman olabilir.   bu etkiyi ancak bir din yapabilir zannederdim,   ya da din adamı.   yok hayır bu da bir din belli ki.   bir ibadet şekli sanki insanların ilgisi.   tapınma ihtiyaçlarını karşılıyor.   zamanlarının neredeyse tamamını alıp onları bayağı meşgul ediyor.   kendimi bu âlemde bir yere koyunca da,   kıblem değişiyor, kutsalım dağılıyor.   onun için belki içkisiz, kadınsız, sahiplikten azâde,   büyülenmeden olup bi... Devamı