Türkler, Kürtler, Çehov ve Apo (Ahmet Altan)

31/10/2009 · Kategori: Makale & Köşe yazıları

Türkiye, yakın tarihinin en önemli günlerinden geçiyor.

Bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti, yirmi birinci yüzyılın koşullarına uygun olarak yeniden biçimleniyor.

Yıllardır arka arkaya işlediği suçlarla “kendini yıpratan” ordu, son olayda darbe planı hazırlarken suçüstü yakalanarak “kışlasına” doğru itiliyor.

Askerin siyaset dışına çıkmakta olduğu bu dönemde, siyasi iktidarın ve başbakanın üstlerine düşeni yapıp yapmayacakları, “darbecilerden” hesap sorup sormayacakları, kısa vadedeki gelişmeleri de belirleyecek.

Başbakan, bir başbakan gibi durabilir, bir başbakan gibi davranabilirse, “darbecilerden” hesap sorulacak ve ordu kendi suçlularından kurtulacak, bir daha da suç işleyemeyecek.

Başbakan, “gizlice uzlaşmayı” tercih ederse, değişim biraz daha zaman alacak.

Erdoğan’ın ne yapacağını yakında göreceğiz.

Hep birlikte gözlerimizi orduya ve ordudaki darbecilere çevirdiğimiz sırada, ülkenin geleceğini çok olumlu biçimde etkileyecek Kürt açılımı da bir türbülansa girdi.

Kandil’den gelen PKK’lıların ülkeye girişi sırasında yaşananlar özelikle Türkler arasında ciddi sarsıntılar yarattı, Neşe Düzel’in deyimiyle “barışa en yakın olduğumuz nokta, iki halkın birbirinden en uzak olduğu nokta” oldu.

Türklerle Kürtlerin iki kedi gibi karşılıklı tüylerini kabartmalarının nedeni sanırım iki tarafta da yaşanan “biz yenildik mi” korkusu.

Düzel’le konuşan Seydi Fırat, Kürt tarafındaki korkuyu çok iyi anlatmıştı, “dağdan inmek o kadar kolay değil, insanda teslim mi oluyoruz duygusu yaratır” diyordu.

Aynı duygu Türklerde de var.

Türklerle Kürtlerin durumu Çehov’un bir hikâyesine benziyor aslında.

Bir gece, bir kasabadan başka bir kasabaya gitmek zorunda kalan adam kendine bir araba tutmuş, yola koyulmuşlar, dağların ormanların arasından zifiri karanlıkta gitmeye başlamışlar.

Yolcu, “ya bu arabacı beni yolda soyarsa” diye düşünüp bir korkuya kapılmış, başlamış arabacıya kendi kahramanlıklarını anlatmaya, belinde çift tabanca taşıdığından, attığını vurduğundan, öfkelenince gözünün hiçbir şey görmediğinden söz etmiş.

Karanlık ormanın birinde arabacı, arabayı aniden durdurup, oturduğu yerden atlayarak kaçmaya başlamış.

Yolcu da peşine düşüp sonunda onu yakalamış.

“Niye kaçıyorsun” demiş, arabacı da “senden korktum, sen beni öldürürsün” demiş.

Karanlıkta giderken ikisinin de birbirinden korktuğu anlaşılmış.

Türklerle Kürtler, karanlık yoldaki arabacıyla yolcu gibi.

İkisinde de aynı korku var.

İkisi de “kendisinin yenik kabul edilmesinden” korkuyor.

Kürtler, sınırdan gerilla elbiseleriyle girerek, flamalı, posterli gösteriler yaparak “teslim olmadıklarını” önce kendilerine anlatmaya çalışıyorlar, Türkler de birbiri ardına sert demeçlerle “savaşı kaybetmediklerine” kendilerini ikna etmek için uğraşıyorlar.

Bunun için o kadar çok uğraştılar ki sonunda birbirlerini korkuttular.

“Yenildik mi” korkusu iki tarafı birden durdurdu.

Geçenlerde bizim Demiray’ın yazdığı gibi “savaşı kaybeden yoktu herkes barışı kazanıyordu” ama “barışı kazanmak” her zaman yeterli olmuyor.

Tam bu noktada Apo dün İmralı’dan gönderdiği bir mesajla “bundan sonra dönüş olmayacağını” söyledi.

Açıklaması çok kesin değil ama açıklamanın içinde “dönüşün durduğu” lafı var.

Bu “barış” açılımının en keskin noktası Apo’nun “barış grupları ülkeye dönsün” talimatıyla bir grubun Türkiye’ye dönmesi oldu.

Dönenler, evlerine gönderildi.

Sonra gösteriler oldu, ortalık karıştı ama hükümet kanadı “dönüşün ve açılımın devam edeceğini” söyledi.

Şimdi Apo, açılımı istediği anda başlatıp, istediği anda “kapatabileceğini” göstermek istiyor sanki.

Hatayı da burada yapıyor bence, Türk kamuoyu “Apo’nun barış açılımındaki rolünü” son olayda “zımnen” de olsa kabul etti ama bundan sonraki sürecin sadece “Apo’nun denetiminde” ve onun talimatlarıyla süreceğini kabul etmesi mümkün gözükmüyor.

Apo’nun şimdilik bu süreci tek başına “kapatma” gücü var, o açık, ama “tek başına” bir daha açma gücü yok.

Kendini “tek karar mercii” gibi göstermeye kalkarsa Türk kamuoyu bunu içine sindiremez ve barışa direnir.

Bunca yıldır “inkâr politikalarından” yakınan Kürtlerin, “Türklerin varlığını ve duygularını inkar eder” bir davranışa girmeleri olumlu bir sonuç vermez.

Bence barış ve çocukların hayatı her türlü siyasi hesaptan daha önemlidir.

“Kapatmak” kolay, “açmak” zordur barış kapısını.

Hayat, hepimize, Türklere de Kürtlere de “barışı” emrediyor ve hayat kendi emirlerini mutlaka uygulatır.

Başarmak, hayatın gerçekleriyle çatışmakla değil ancak hayatın gerçeklerine uyum göstermekle mümkündür.

Bu gerçeği öğrenmek için yeni acılar çekmeye de hiç gerek yoktur bence.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!

Etiketler : Türkler, Kürtler, Çehov ve Apo

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »